
Ege’nin eşsiz yaşamının kollarında şunu fark ediyor insan:
Buraya gelen çoğu kişi denizi görmeye değil, içindeki gürültüden kaçmaya geliyor. Fakat kimse hızını geride bırakıp gelmiyor.
Bugün şehir insanının en büyük bağımlılığı kahve, telefon ya da sosyal medya değil; hız.
Sürekli yetişme hâli.
Sürekli üretme baskısı.
Sürekli görünür olma çabası.
Durduğunda suçluluk duyan bir nesile dönüştük.
Oysa insan ruhu koşmak için değil, ritim tutmak için yaratılmıştır.
Ege bu yüzden çağırıyor bizi.
Çünkü burada zaman değil, insan yavaş.
Ve yavaşlık burada tembellik değil, farkındalık.
Şehirde “ara vermek” zayıflık gibi algılanırken, Ege’de nefes almak bir yaşam biçimi.
Bir zeytin ağacı kimseye kendini ispatlamaya çalışmaz.
Deniz dalgası hızlanarak kıyıya ulaşmaz.
Rüzgâr acele etmez ama her yere yetişir.
Belki de sorun şurada:
Modern insan hızı başarı sandı.
Yavaşlığı kayıp zannetti.
Oysa çoğu zaman hız, insanın kendinden kaçma biçimidir.
Bugün birçok kişi Ege’ye taşınıyor ama içindeki telaşı da yanında getiriyor.
Doğanın ortasında bile ajanda kovalanıyorsa, sorun şehirde değil zihindedir.
Yavaşlamak bir coğrafya değişikliği değil, bilinç değişikliğidir.
Çünkü gerçek soru şu:
Biz gerçekten yoğun muyuz,
yoksa sadece kendimizden mi uzaklaştık?
Belki de artık başarıyı hızla değil, huzurla ölçmenin zamanı gelmiştir.
Belki de insanın en büyük ilerlemesi, biraz durabilmesidir.
Ve belki de Ege’nin bize fısıldadığı tek cümle şudur:
Hayat hızlandıkça eksilir,
yavaşladıkça derinleşir.
Belki de bu çağın en büyük cesareti, herkese yetişmeye çalışmayı bırakıp kendine geç kalmamayı seçmektir.
Sinem BOYAN
İletişim Eğitmeni/ Yazar/Program Yapımcısı/ Sunucu
Yorumlar
Kalan Karakter: