
Bir kadın tanıdım.
Kalabalık bir masada oturuyordu.
Gülüyordu.
Sesi yüksek, duruşu güçlüydü.
Herkes onu “başarılı” diye tarif ediyordu.
Ama biri çocukluğundan bahsedince boğazında görünmeyen bir düğüm büyüdü.
“Babam…” dedi,
ve sustu.
Bazı kelimeler vardır, ağızdan çıkmaz. Çünkü çıktığında insanın içinden bir şey kopar. O kadın, yıllardır babasının bir gün dönüp
“aferin” demesini bekleyen küçük bir kız çocuğunu içinde saklıyordu.
Bir karne günüydü belki.
Elinde kırmızı kurdeleli bir belge. Koşarak eve gelmişti.
Gözleri parlıyordu. Kapının eşiğinde durmuştu. Babası gazeteye gömülmüş, başını kaldırmamıştı. Kız çocuğu o gün büyümüştü. Ama yarası büyümesin diye susmuştu.
İnsan bazen bir kelime duymadığı için yaralanır.
Ve o kelime yıllarca söylenmeyince, içinde bir boşluk oda olur.
Yıllar geçer.
Kadın büyür.
Baba yaşlanır.
Ama o odanın kapısı kapanmaz.
Ve işte bazı yaralar tam da böyle kapanmaz.
Bazı yaralar kanamaz…
Görünmez…
Ama insanın yürüyüşünden belli olur…
Bir bakışta, bir susuşta, bir cümlenin yarım kalışında…
Biz yaraları hep zamanla iyileşir sandık.
Oysa zaman sadece kabuk bağlatır. İyileştiren şey yüzleşmektir. Kapanmayan yaralar sadece aşkla ilgili değildir. Bir babanın söylemediği “aferin”de,
bir annenin sarılmayı ihmal ettiği akşamda, bir dostun yarım bıraktığı cümlede saklıdır.
Toplum olarak da böyledir.
Konuşulmayan meseleler büyür.
Görmezden gelinen acılar derinleşir.
Üstünü örttüğümüz her şey, bir gün başka bir yerden taşar.
Çünkü bastırılan duygu kaybolmaz.
Yolunu değiştirir.
Kimi zaman öfke olur.
Kimi zaman mesafe.
Kimi zaman “iyiyim” diyen bir yüzün arkasındaki sessizlik.
İnsan en çok da anlatamadığı yerde yaralıdır.
Belki de kapanmayan yaraların sebebi, acının kendisi değil; onu dile getirecek güvenli bir alan bulamayışımızdır.
Kalp konuşamadığında, beden konuşur.
Ruh konuşamadığında, hayat bağırır.
İyileşmek cesaret ister.
Yara ile oturup sohbet etmeyi, kaçmadan bakabilmeyi ister.
Ve belki de asıl soru şudur:
Biz yaralarımızı gerçekten iyileştirmek mi istiyoruz,
yoksa sadece görünmesin mi?
Çünkü bazı yaralar kapanmaz…
Anlatılmadıkça.
Bak şimdi dürüst konuşayım:
Bu yazı sessiz ama derin bir iz bırakır.
“Belki de en çok büyüttüğümüz yara, konuşmaya cesaret edemediklerimizdir.”
Yorumlar
Kalan Karakter: