Bu tabloyu birçok spor insanı “8.0 şiddetinde deprem” olarak tanımlıyor. Çünkü sarsıntı yalnızca bir kurulda değil, federasyonun neredeyse tüm katmanlarında hissediliyor.
İstifalar Zinciri: Kurumsal Çözülme Mi?
Bugüne kadar kamuoyuna yansıyan istifalar şunlar:
- Başkan Vekili Ömer Asım Ötegen
- Yönetim Kurulu Üyesi Alper Efe Ataman
- MHK As Başkanı Recep Karaç
- Teknik Kurul Üyesi Sedat Sarman
- Basın Yayın Kurul Başkanı Özgür Akman
- Kulüpler Koordinasyon Üyesi Gürcan Engel
- Eğitim Kulüpleri Kurul Üyeleri: Ferhat Kuru, Resul Caner, Kıvanç Haznederoğlu
- Sağlık Kurulu Üyesi Dr. Erdem Nalbant
- Sağlık Kurulu Üyesi Oğuzhan Yüksel
- Projeler Kurulu Üyesi Levent Yıldız
- Aydın İl Temsilcisi Kubilay Enginsu
- Tekirdağ İl Temsilcisi Gökhan Eşmebaşı
Bu kadar geniş bir yelpazede ve farklı kurullardan gelen istifalar, artık “kişisel sebepler” açıklamasıyla geçiştirilemeyecek bir tablo ortaya koyuyor. Yönetimin merkezinde oluşan güven kaybı, aşağı doğru dalga dalga yayılmış durumda.
Bu istifalar tablosunda okunan mesaj nedir? Özellikle bazı isimlerin camia ve toplum üzerindeki saygınlığı ve gördüğü değerler ile artık bazı şeylerin ciddi anlamda zarar gördüğünün belirtisi olup bu gidişe dur demek için artık kendi itibarlarını daha fazla zedelememek için verilen bir mücadele olarak ben okuyorum. Bu da çok onurlu ve erdemli bir davranıştır.
Aralarında çok eleştirdiğim isimler de olsa, çok saygı duyduğum değer verdiğim kişiler de olsa sonuç da bir reaksiyon ve duruş sergilenmiş ise bize de ayakta alkışlamak düşer. Onurlu ve erdemli bir duruştur İSTİFA, yanlışa dur demektir, yanlışın yanında değilim demektir. Bu anlamda çok kıymetli ve doğru bir hamle olduğunun altını çizmekte fayda vardır.
Yani sözün özü bu yönetim anlayışının yanlış olduğunun farkındayız ve bu yanlışın içinde olmayacağız demenin bir yoludur. Ben bu tablodan bu resmi çıkardım. Genel kanaat da bu yönde zaten. Bu arkadaşlarımızı bu duruşlarından dolayı tekrar tebrik ediyorum.
Antalya Krizi: Sorun Organizasyon mu, Yönetim Refleksi mi?
Antalya’da yaşanan organizasyon sorunları, sporcular ve antrenörler tarafından açık şekilde dile getirildi. Planlama eksiklikleri, iletişim kopuklukları ve kriz yönetimindeki yetersizlikler spor kamuoyunda geniş yankı buldu.
Ancak asıl kırılma noktası, bu sorunları dile getiren bazı antrenörlerin gece saatlerinde aranarak baskı gördüklerine dair iddiaların ortaya atılması oldu.
Eğer bir federasyonda antrenörler yaşadıkları sorunları dile getirirken “sonrası ne olur?” kaygısı taşıyorsa, burada artık yalnızca organizasyon hatası değil; otoriter bir refleks tartışması yaratır.
Zaten bu konu ile ilgili detaylı yazıyı bir önceki yazımda anlatmıştım.
İl Yönetimlerine Yönelik Baskı İddiaları
Camia içinde en çok konuşulan başlıklardan biri, il temsilciliklerine yönelik müdahale iddialarıdır.
İddialara göre:
Yerel yöneticilere resmî paylaşımları yapmamaları hâlinde görev verilmeyeceği ya da resmî sayfaların kapatılabileceği yönünde imalı mesajlar iletilmekte,
- temsilciliklerin sosyal medya hesaplarının açılıp kapatılma tehditleri ile mobbing iddiaları ayyuka çıkmış durumda. Hatta kendi içlerindeki gruplarda yönetimin maaşlı çalışanı ya da kölesi olup olmadıklarını sorgulayanların varlığından haberdarız.
- “Şu kişiye görev verin, buna vermeyin”, “şuna ceza verin” gibi yönlendirmeler yapılmakta,
- WhatsApp gruplarından kişilerin çıkarılması ya da dahil edilmesi gibi doğrudan müdahaleler talep edilmekte,
- Eleştirel tavır sergileyen isimlere ya da yakın çevrelerine görev verilmemesi üzerinden dolaylı bir baskı mekanizması oluşturulmaktadır.
Bu iddialar doğruysa, federasyonun yerel yapıları bir spor kurumu mantığıyla değil, merkeziyetçi bir şirket mantığıyla yönetilmeye çalışıldığı algısı güçlenmektedir.
Oysa il temsilcilikleri maaşlı personel değildir. Gönüllülük esasıyla çalışan, yerel satrancı büyütmeye çalışan yapılardır. Onlara “talimat alan birim” muamelesi yapmak, kurumsal saygıyı zedeler. Tepeden inme kararlar ile yerel yönetimlerde gruplaşmalar yaratmak kurum kimliğini zedelemektedir.
Başkan ve Ayrıcalık Algısı
Son dönemde tartışılan bir diğer konu ise federasyon başkanına tahsis edildiği konuşulan Mercedes Vito ve maaşlı şoför uygulamasıdır.
Bu tür uygulamalar hukuki zeminde mümkün olabilir; ancak spor kamuoyunda oluşan algı en az hukuki boyut kadar önemlidir. Bir başkanın kendine hususi araç ve kurum kimliğinde maaşlı şoför uygulaması ile kendi özel işlerinde bile kullanması ne kadar doğru burası tartışma konusudur. Bir de bu aracın artan bütçenin devlet kasasına gitmesin diye yapılıp daha fazla para alabilmek için yapılması da manidardır. Bunu başkanın kendisi bizzat tarafıma anlattığı için bu yöntemin bu şekilde yapıldığı için doğruluğu tartışmaya bile kapalıdır.
Kulüpler ekonomik zorluklarla mücadele ederken, antrenörler destek beklerken ve altyapı yatırımı talepleri artarken; yönetim kadrosuna sağlanan imkânların öne çıkması “öncelikler neye göre belirleniyor?” sorusunu gündeme getiriyor.
Daha da önemlisi, başkanın kendi kulüplerine avantaj sağlandığı ya da dolaylı imtiyaz oluşturulduğu yönündeki iddialar, federasyonun tarafsızlığı konusunda ciddi bir algı sorunu yaratmaktadır.
Antalya da Turnuva otelinde kendi kulüplerine sağladığı imtiyazlar, bildirimlerin kulüplerine önceden bildirilmesi, güvenlik önlemlerinin yeteri kadar alınmamasından doğan haksız rekabet, kulüplerinin velilerine milli takım garantisi vaat etmesi gibi konuların ayyuka çıktığı bir şampiyona tüm güven zeminini yerle bir eden kurum yapısına dönmesine neden olmuştur.
Bir federasyon başkanı yalnızca hukuken değil, algı düzeyinde de tüm kulüplere eşit mesafede olmak zorundadır. Aksi hâlde güven erozyonu kaçınılmazdır.
Turnuva Çakışmaları ve Siyasi Algı Sorunu
Son dönemde en çok tepki çeken konulardan biri, tarihleri çakıştırılan open turnuvalar oldu. Özellikle CHP’li belediyelerin organize ettiği bazı turnuvaların federasyon takvimindeki etkinliklerle aynı tarihlere denk getirilmesi ciddi tartışma yarattı.
Özellikle:
- Manisa Open
- Mersin Open
Gibi organizasyonlarda sporcu katılımının beklenen seviyenin altında kalması, camiada “tesadüf mü, tercih mi?” sorusunu gündeme getirdi.
Bu çakışmaların özellikle CHP’li belediyelere ait organizasyonlarda yoğunlaşması; federasyonun siyasi dengeler karşısında kendini konumlandırma çabası içinde olduğu yönünde algılar oluşturdu.
Sporun siyaset üstü olması gerekirken, takvim planlamalarının siyasi hassasiyetler üzerinden şekillendiği izlenimi doğması son derece tehlikelidir.
Daha da kritik soru şudur:
Federasyon, merkezi iktidarla ilişkisini güvence altına almak adına yerel belediye organizasyonlarını zayıflatacak takvim politikaları mı uygulamaktadır?
Bu algı doğru olsun ya da olmasın, oluşmuş olması bile kurumsal güven açısından ciddi bir sorundur. Spor siyaset üstü bir yapıdır ve siyaset ile ilişkilendirilmesi eşitlik, herkesse erişebilirlik ve sporda adalet kavramlarını zedeler kurum kimliğini küçültür.
Kadın Sporcular, Antrenörler ve Hakemler: Görmezden Gelinen Kırılmalar
Camiada konuşulan bir diğer önemli başlık ise kadın sporculara ve kadın antrenör/hakemlere yönelik yaklaşım meselesidir.
- Kadın sporcuların karar mekanizmalarında yeterince temsil edilmemesi,
- Kadın antrenörlerin desteklenmemesi,
- Hakem atamalarında liyakat yerine gruplaşmaların öne çıkması
Uzun vadede satrancın gelişimini doğrudan etkileyen sorunlardır.
Bazı illerde yaşanan yönetim basiretsizliği nedeniyle hakemlerin küstürüldüğü, hatta aktif FIDE Arbiter (FA) unvanına sahip hakem bulunmayan iller olduğu dile getirdik ve MHK ye bildirdik.
Bu tablo, Türkiye gibi geniş satranç potansiyeline sahip bir ülke için kabul edilebilir değildir.
Kadınlar ve kızlar üzerinden yaratılan mobbing kadın haklarına ihlal, ayrımcı ve ötekileştirmeli bir yapı ortaya koyar. Kadın hakemlerin gelişimlerinin önünün kesilmesi, görev ile tehdit edilmeleri, yerelde bile görev verdirtilmemek üzere özel talimat ile hareket edilmesi acizliğin en büyük göstergesidir.
Hele kız sporculara verilen değersizleştirme var ki tam içler acısı bir durum.
Defalarca uyardık ama dinleyen de olmadı. Bu ülkede kız sporcu bulmak zor, yetişenler çok zor şartlarda yetişiyor desteklenmek yerine köstek olunmamalı. Pozitif ayrımcılık ile ekstra destek ile bile desteklenmeli diye defalarca söyledik kimseye dinletemedik.
Gülenay gibi bir sporcumuzun yaşadıkları ortada, unvan alan kadın sporcularımızı paylaşmaktan bile aciz bir yönetim anlayışı. Başarılarını bile paylaşmaları için verdiğimiz mücadeleden sonra anlıyoruz ki ciddi anlamda kadınlar üzerinden yürütülen “Polgar mı olacaklar” söyleminin yansıması olan Misojini (Misogyny) davranışı sergilemesine sebep olmuştur. Bu konu Fide Kadın Hakları Komisyonuna da taşınmış bir konudur.
Misojini (Misogyny) Nedir?
Misojini, kadınlara karşı duyulan sistematik nefret, aşağılama veya değersizleştirme tutumudur.
Psikolojide yalnızca “nefret” olarak değil, aynı zamanda:
- Kadınları küçümseme
- Kontrol etme ihtiyacı
- Kadınları tehdit olarak algılama
- Kadınlara yönelik düşmanca mizah ve söylem
- Şiddeti meşrulaştırma
Şeklinde davranışsal ve bilişsel kalıplarla incelenir.
Psikolojik Temelleri
a) Öğrenilmiş Tutumlar (Sosyal Öğrenme Kuramı)
- Çocuklukta aile, kültür ve medya yoluyla öğrenilir.
- Kadınların değersiz gösterildiği ortamlarda büyüyen bireylerde daha sık görülür.
b) Güç ve Kontrol Dinamikleri
- Bazı erkeklerde güç kaybı korkusu, kadınların güçlenmesiyle tetiklenebilir.
- Bu durum savunma mekanizması olarak düşmanlığa dönüşebilir.
c) Kırılgan Erkeklik (Fragile Masculinity)
- Erkekliğini tehdit altında hisseden bireylerde kadınlara karşı aşırı tepki görülebilir.
- Özellikle başarı, statü veya otorite kaybı durumlarında ortaya çıkabilir.
d) Kişilik Özellikleri
Misojini şu kişilik yapılarıyla daha sık ilişkilendirilir:
- Narsistik kişilik özellikleri
- Antisosyal eğilimler
- Düşük empati
- Yüksek düşmanca tutum (hostility)
Türleri
1. Açık (Hostile) Misojini
- Kadınlara doğrudan hakaret, aşağılama, tehdit.
- Kadınların “yetersiz” olduğu inancı oluşturmak.
2. Örtük / Koruyucu (Benevolent Sexism ile ilişkili)
- “Kadınlar korunmalıdır çünkü zayıftır.”
- Dışarıdan olumlu gibi görünür ama eşitsizlik üretir.
3. İçselleştirilmiş Misojini
- Kadınların diğer kadınları küçümsemesi.
- “Kadınlar kadınlarla çalışamaz.” gibi kalıplar.
Sosyopsikolojik Boyut
Misojini bireysel değil, aynı zamanda sistemiktir:
- Dil (atasözleri, deyimler)
- Medya temsilleri
- İş hayatındaki cam tavan sendromu
- Kadına yönelik şiddetin normalleştirilmesi
- Kadının yeterli görülmemesi ve sorumluluk alamayacağı algısının oluşturulması
Bu noktada misojini, patriyarkal sistemle bağlantılı incelenir.
Klinik Bir Tanı mıdır?
Misojini
Kişilik bozuklukları,
- Travma geçmişi,
- Bağlanma problemleri
İle görülebilir.
Özet olarak yönetimsel olarak bu işi yönlendirenlerin aslında psikolojik rahatsızlıklarından kaynaklanan sorunlardan doğan bir etkileşim olduğunu bize kanıtlıyor.
Bu narsist ve yüksek EGO lu kibir ile yönetilen yönetimin sonucu olarak doğan bir oluşum olarak kurum kimliğine zarar vermektedir. Ruhsal sorunları olan kişilerin bu tarz toplumsal kitle oluşumlarından acilen uzaklaştırılıp oluşabilecek kitlesel sorunların önüne acilen geçilmelidir.
Deprem Bölgesi Hakemleri: Tutulmayan Sözler
Deprem bölgesindeki hakemlere yönelik görevlendirme sözü verildiği, ancak bu sözlerin tutulmadığı yönündeki iddialar da camia içinde tutarsızlık algısını güçlendirdi.
Zor şartlar altında görev yapan hakemlere verilen sözlerin yerine getirilmemesi, yalnızca bir atama meselesi değil; etik ve vicdani bir meseledir.
Söz verip tutmamak, kurumsal itibarı zedeler.
İş Bankası Sponsorluğu Meselesi
Türk satrancının en önemli destekçilerinden biri olan Türkiye İş Bankası ile ilgili yaşanan sponsor sorunu da krizi derinleştiren başlıklardan biri olarak öne çıkıyor.
Yıllardır satrancın gelişimine katkı sunan bir ana sponsorun geleceği konusunda net ve güçlü bir iletişim stratejisi ortaya konamaması, camiada “sponsor ilişkileri yönetilemiyor mu?” sorusunu gündeme getirdi. Üstüne de bu üst perdeden konuşan yaklaşım ve etkileşim diliyle kimseye hesap vermeyiz yaklaşımı ile mevcuttaki sponsorları da tehdit eden bir yapıya dönüşmüştür. Güriş’i de kaybeden TSF yönetimi bu ayrımdan sadece devlet kanalı üzerinden gelir ile imkân yaratmak zorunda kalmıştır.
Sponsor güveni, spor yönetiminde en kritik unsurlardan biridir.
Eğer büyük bir kurumla ilişkiler zedelenmiş, iletişim kopmuş ya da sürdürülebilirlik riske girmişse; bu yalnızca mali bir mesele değil, yönetim kapasitesi sorunudur.
Bir federasyonun sponsoru kaybetmesi ya da sponsorla kriz yaşaması; sporculara, kulüplere ve organizasyon kalitesine doğrudan yansır. Bu nedenle İş Bankası meselesi, sembolik değil stratejik bir başlıktır. Bu yüzden de organizasyonel olarak sınıfta kalan başarısız bir yönetim olarak tarihe altın harfler ile adını yazdıran bir yönetime dönmüştür.
Eleştiriye Kapalı Yönetim Kültürü
Sağlıklı kurumlar eleştiriyi tehdit değil, geri bildirim olarak görür.
Ancak eleştiri yapanların sistem dışına itildiği, görev alamadığı ya da dolaylı biçimde susturulmaya çalışıldığı yönündeki iddialar; yönetim anlayışının sorgulanmasına yol açmaktadır.
Eğer:
- Eleştirenler dışlanıyorsa,
- Kararlar dar bir çevrede alınıyorsa,
- İstişare kültürü zayıflamışsa,
- Güç paylaşılmak yerine merkezileştiriliyorsa
Orada sorun bireysel değil, yapısaldır.
Bu noktada mesele bir makam değil; yönetim zihniyetidir.
Türk Satrancı İçin Kritik Eşik
Türk satrancı, yılların emeğiyle büyümüş bir spor kültürüdür. Bu kültür; baskı, tehdit ve ayrıcalık algısıyla değil; şeffaflık, liyakat ve eşitlikle güçlenir.
Bugün yaşananlar yalnızca istifalarla sınırlı değil. Asıl mesele güven kaybıdır. Güven kaybolduğunda, kurullar boşalır, gönüllüler çekilir, il temsilcilikleri motivasyonunu yitirir.
Gerçek soru şudur:
Federasyon bir spor kurumu olarak mı yönetilecek, yoksa dar bir çevrenin kontrol ettiği bir yapı olarak mı algılanmaya devam edecek? Tek-el zihniyeti ve rant zihniyetine mi dönecek kurum.
Türk satrancı “8.0 şiddetinde bir deprem” yaşıyor ve artçıları bastırmak çözüm değildir. Bu artçılar artmaya da devam eder ve daha büyük felaketin eşiğine zemin sağlar. Bugüne kadar oluşturulan büyük bir temel kökünden sarsılır ve oluşan en kazdan kimse sağ çıkamaz. Bu çok ciddi bir eşiktir. Bu depremin etkisi sadece yönetimsel olmaz, sporu da yok eder. 7-8 yaş velisini Antalya da kaybettik. Bu sonuçları daha büyük felaketlere yol açmadan bu yönetimin acilen değişmesi farz olmuştur.
Sonuç: Güç Gösterisi Değil, Güven İnşası
Bugün yaşanan kriz; tek bir başlıkla açıklanamaz.
- İstifalar
- Turnuva çakışmaları
- Siyasi algı tartışmaları
- Ayrıcalık sembolleri
- Hakem ve antrenör küskünlükleri
- Kadın sporcuların yeterince desteklenmemesi
- Yerel gruplaşmalar
Hepsi bir bütünün parçalarıdır.
Federasyon bir spor kurumudur; güç merkezi değil.
Başkanlık makamı temsil makamıdır; ayrıcalık makamı değil.
İl temsilcilikleri gönüllüdür; personel değil.
Hakem ve antrenörler susturulacak unsurlar değil; sistemin omurgasıdır.
8.0 şiddetinde bir deprem de artçıları bastırmak yetmez.
Zihniyet değişmeden, şeffaflık sağlanmadan ve liyakat esas alınmadan güven yeniden tesis edilemez.
Satranç strateji oyunudur.
Ama kurum yönetimi güç gösterisi değil, güven inşa etme sanatıdır.
Bu yüzden “Geldikleri gibi giderler…”
“Gücün tek elde toplandığı her yapı, zamanla hakikatten uzaklaşır; hakikatin bastırıldığı her yerde ise sessizlik değil, toplumsal tepki doğar.”
Keyifli okumalar dilerim.
Yorumlar
Kalan Karakter: