İnsanoğlu, alışkanlıklarının toplamıdır derler. Benim de gençlik yıllarımdan beri ruhumu besleyen, adeta bir yaşam kılavuzu gibi bağlandığım en büyük tutkum, derin manalar taşıyan güzel sözlerin peşinden gitmek oldu. Bir zamanlar özenle biriktirdiğim, ancak zamanın dehlizlerinde kaybolan o ilk ajandamın hüznünü, bugün hâlâ yeni kelimeler biriktirerek dindiriyorum. Çünkü bilirim ki; doğru zamanda karşılaşılan bir söz, bir insanın pusulası olabilir.
Bugün heybeme düşen ve üzerine derin derin düşündüğüm o muazzam ikaz da tam olarak bir pusula niteliğinde:
“Bir şeyin arkasında durmazsan, önüne gelen her şeyin arkasından gidersin.”
Bu cümle, sadece kulağa hoş gelen bir kelimeler bütünü değil; insan onuruna, kararlılığına ve duruşuna dair yapılmış en sert, en net ve en haklı uyarılardan biridir.
Nitekim bu hayatta bir fikri, bir değeri, bir hedefi olmayan insan; nereye eseceği belli olmayan rüzgârların önündeki kuru bir yaprak gibidir. Rüzgâr kuzeyden eserse kuzeye, güneyden eserse güneye savrulur. Kendi iradesi, kendi yönü yoktur; çünkü tutunacak bir kökü yoktur. Bizim kültürümüzde de bu durum, her esintide yön değiştiren, ilkesiz ve kararsız duruşlar için birer eleştiri okuna dönüşmüştür. Halk dilindeki en yalın tabiriyle, her devrin insanı olmak, çıkarlara göre kıvırmak ve duruşunu bozmak, insanı büyütmez; aksine küçültür.
Bir insanın hayatta bir “merkezi” olmalıdır. İnandığı değerler, savunduğu doğrular ve peşinden gittiği asil hedefleri olmalıdır. Eğer kendi doğrularımızın arkasında dağ gibi durmayı beceremezsek, hayat karşımıza çıkan her akıntının arkasından sürüklenmemizi zorunlu kılar. Kendi fikri olmayanlar, başkalarının fikirlerinin kölesi olmaya mahkûmdur.
İşte bu yüzden, bu yazıyı kaleme almamdaki asıl gaye, modern dünyanın sunduğu o tehlikeli “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” ya da “ortama göre şerbet ver” anlayışına karşı köklü bir itiraz geliştirmektir. Toplum olarak bizi ayakta tutan şey, rüzgâra göre eğilen esnek omurgalar değil; fırtınalara karşı dimdik duran sarsılmaz karakterlerdir.
Bir şeyin arkasında durmak; her şeye rağmen dürüst kalabilmek, rüzgâr tersine döndüğünde bile savunulan fikrin nöbetini tutabilmektir. Hedeflerine sadık olan, değerlerini menfaatlerine kurban etmeyen insanlar, toplumun gerçek mihenk taşlarıdır. Onlar ne dansöz gibi kıvırırlar ne de her rüzgârda yaprak gibi savrulurlar.
Zihinlerde hiçbir soru işareti kalmasın ki; bu tamamen bir karakter meselesidir. Kesin ifade şudur: eğilip bükülmek kolaydır, dik durmak ise bedel ister. Ancak unutulmamalıdır ki, rüzgârın önünde eğilenler fırtına dindiğinde unutulup giderken, köklerine ve değerlerine sadık kalan çınarlar asırlar boyu saygıyla anılır. Çünkü insan, hayat sahnesindeki ağırlığını, biriktirdiği servetle ya da rüzgâra verdiği uysal selamlarla değil; fırtına koptuğunda ayak bastığı toprağı ne kadar güçlü savunduğuyla ispatlar.
Yarınlara yön verecek olanlar, her dalgada yön değiştiren pusulasız gemiler değil; dalgalar ne kadar hırçın olursa olsun rotasından milim sapmayan o sarsılmaz iradeler olacaktır. Akıntının götürdüğü yere gitmek bir sürükleniştir; asıl hüner ise, insanın kendi kıyısını kendisinin inşa edebilmesidir.
Sevgi ve saygılarımla
Yorumlar
Kalan Karakter: