Bazen bir ülkeyi tanımak için tarih kitaplarını karıştırmak gerekmez. Bir sabah erkenden kalabalık bir çarşıda yürümek, bir kafede oturmak ya da market kasasında insanların yüzüne bakmak yeterlidir. Çünkü bazı ülkeler geçmişleriyle, bazıları mimarileriyle, bazıları ise insanların gündelik hayatındaki küçük ayrıntılarla anlatır kendini. Ve bazen en uzun hikâye, küçücük bir fiyat etiketine sığar.
Yaz mevsimindeyiz. Dünyanın dört bir yanından gelen turistlerin doldurduğu sahil kasabasında sokaklar kalabalık, dükkânlar hareketli. Elinde birkaç küçük poşet taşıyan bir yabancı, marketten çıkınca fişine uzun uzun baktı.
Yabancı: “Bu kadar az ürün için bu kadar para mı ödedim? Sanırım kasada bir hata oldu.” Türk: “Keşke öyle olsaydı. Hesap doğru.”
Yabancı çevresine baktı: Yabancı: “Dün başka bir dükkânda aynı ürün daha ucuzdu. Bugün fiyatı değişmiş. Kafelerde, plajlarda, hediyelik eşya dükkânlarında da aynı şeyi gördüm. İnsan hangi fiyatın doğru olduğunu anlayamıyor.” Türk: “Bazen biz de anlayamıyoruz.”
Bir süre sessizlik oldu. Yabancı: “Arabamın küçük bir arızasını yaptırmak istedim. Üç farklı yere gittim, üç farklı fiyat söylediler. Sonra biri kulağıma eğilip, ‘Turistsin, normaldir,’ dedi. Şaka yaptığını sandım.” Türk: “Bazı yerlerde fırsatçılık hem bize hem size zarar veriyor. Dürüst esnaf da var elbette; ama bazılarının yaptığı yanlış, herkesin emeğine gölge düşürüyor.”
Yabancı düşünceli bir şekilde yürümeye devam etti: Yabancı: “Oysa buraya denizi için, tarihi için, insanları için geldim. Fakat döndüğümde arkadaşlarım bana önce plajları değil, fiyatları soracak.” Türk: “İşte buna üzülüyorum. Bu topraklar misafirini memnun etmeyi seven insanların yurduydu. Şimdi bazen kısa vadeli kazanç uğruna, yıllarca oluşan güven kaybediliyor.”
Kalabalık çarşıdan geçerken bir dükkânda pazarlık yapılıyor, birkaç adım ötede turistler menü fiyatlarını telefonlarından karşılaştırıyordu. Yabancı: “Peki neden buna bir düzen getirilmiyor?” Türk: “Kurallar kadar vicdan da gerekir. Denetim kadar dürüstlük de… Bir ülkenin itibarı yalnızca otelleriyle değil, esnafının sözüyle, etiketinin doğruluğuyla ve misafirine gösterdiği özenle büyür.”
Yabancı son kez durup sordu: Yabancı: “Türkiye’de en pahalı şey nedir?” Türk: “Fiyatlar zamanla değişir… Ama kaybolan güveni geri kazanmak, hepsinden daha pahalıdır.”
Ve ikisi de yürümeye devam etti. Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği, yalnızca sattığı ürünlerde değil; verdiği güven, gösterdiği adalet ve bıraktığı güzel hatıralardadır.
Hatırlıyorum, sanırım çok kişi de anımsayacak; yıllar önce bir Japon aile Türkiye’ye gelmişti. Ülkelerine döndüklerinde, ailenin reisi kitap mı yazmıştı yoksa bir söyleşide mi dile getirmişti bilemiyorum, şöyle demişti:
“Türkiye harika, insanlar mükemmel, çok misafirperver; yabancılara aşırı sevgi ve saygılılar. Kendileri yemiyorlar, ikram olsun, ilgi olsun diye gidilen yerde her şeyi zorla ağzınıza sokmaya çalışıyorlar. Kendileri yerde yatmayı göze alıp, misafirine iki yatak üst üste koyup rahatını sağlıyorlar. Ama sabah kalkıp bölgede biraz dolaşmak isterseniz herkes çok dikkatli olsun; o insanlar birden değişiyor, kırmızı ışıkta bile üzerinize araçlarını sürüyorlar.”
Bu görüş yaygınca hemen herkes tarafından duyulmuştu. Benzer bir durum yakın tarihlerde de yaşanmıştı: İstanbul’da sahne alan dünyaca ünlü müzisyen Travis Scott’ın konser çıkışında, ABD’li sosyal medya yayıncısı Andrew Gerald Rencourt’tan bir taksi şoförü 5 dakikalık mesafe için 7 bin 300 lira almış ve tutuklanmıştı.
İpin ucu kaçırıldı. Herhangi bir onarıma ihtiyaç duymaya görün; bir su musluğu akıntısını onaran, 15-20 dakikalık, bilemedin yarım saatlik çalışmaya 7 bin lira alıyor. Bizler de paşa paşa vermek zorunda kalıyoruz.
Geçenlerde bir dost sohbetinde: — Keşke okumasaydım, tamirci olsaydım, dedim. Karşımdaki üstat: — Senin döneminde onlar mağdurdu, bir günlük yevmiyeleri bile çay-çerez parasıydı; iyi ki okumuşsun, dedi.
Evet, bu söz doğruydu; üstat haklıydı.
Sevgi ve saygıyla.
Yorumlar
Kalan Karakter: