İnsanoğlu, pamuk ipliğine sarılı heyecanları, fırtınalı öfkeleri ve her rüzgârda savrulan hassasiyetleriyle yeryüzünün en kırılgan canlılarındandır. Küçücük bir aksilikte kalbi sıkışır, bir treni kaçırdığında dünyası başına yıkılır, cüzdanından ya da varlığından eksilen maddi kayıpta kendisini perişanlığın girdabına bırakıverir. Koşar adım yaşanılan bu çağda, her şeyin kendimizin belirlediği saatte, istediğimiz mükemmellikte gerçekleşmesini arzu ederiz. Oysa durup bakmadığımız, o ilk öfke anında idrak edemediğimiz devasa bir hakikat vardır: Hayat, bizim planlarımıza göre değil, bizim için en hayırlı olan ritme göre akar.
Şems-i Tebrizî’nin o muazzam bilgeliğiyle kulaklarımıza küpe etmesi gereken sözü, bu noktada devreye girer:
“Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?”
Bizler kaçan otobüsün arkasından hırsla bakarken, aslında o gecikmenin bizi hangi felaketten koruduğunu asla bilemeyiz. Tarih, bu gerçeğin sarsıcı örnekleriyle doludur. 1912 yılında, çağın en büyük ve “asla batmaz” denilen gemisi Titanic, limandan ayrılmak üzereyken son dakika trenini kaçırdığı için biletini kullanamayan, rıhtımda çaresizce gözyaşı döken yolcular vardı. O an dünyaları yıkılmıştı; büyük bir prestiji, muazzam bir yolculuğu kaçırmışlardı. Ancak birkaç gün sonra, o kaçırdıkları trenin aslında hayata tutundukları dal olduğunu anladıklarında döktükleri gözyaşları, yerini derin bir şükre bırakmıştı. İşte bu yüzden, bazen geciken ya da hiç gerçekleşmeyen her şey, aslında görünmez bir elin bize sunduğu bir kurtuluş reçetesidir.
Kaybettiğimizi sandığımız, arkasından günlerce yas tuttuğumuz şeyler için de durum farklı değildir. İnsan, heybesine ne koysa taşıyabileceğini sanan mağrur bir yolcudur. Oysa ilahi nizam, bizim o sırtımıza yüklemek için çırpındığımız yükün altında ezileceğimizi bizden iyi bilir. Çılgınca istediğimiz bir işin olmaması, çok sevdiğimiz bir insanın hayatımızdan çıkıp gitmesi ya da büyük bir maddi kayıp… İlk bakışta birer trajedi gibi görünen bu durumlar, aslında taşımakta ısrar edeceğimiz takdirde bizi yolun sonunda çökertecek olan o ağır yüklerin sırtımızdan sevgiyle alınmasından başka bir şey değildir.
Bir bilgeye sormuşlar: “Hakiki kayıp nedir?” Bilge cevap vermiş: “Sana ait olmayanı elinde tutmak için harcadığın beyhude zamandır. Giden gitmişse, yükün hafiflemiştir.”
Sosyal medyanın vitrinlerinde, herkesin her an kazandığı, hep zamanında yetiştiği ve hiç kaybetmediği yanılsamasıyla sarılmış durumdayız. Bu sahte mükemmellik algısı, bizi en ufak bir ritim bozukluğunda derin bir mutsuzluğa sürüklüyor. Oysa doğaya bakmak bile bu gizli alfabeyi çözmeye yeter. Bir tohum, toprağın altında karanlıkta “geciktiğini” düşünüp feryat etmez; doğru mevsimi bekler. Sonbaharda yapraklarını kaybeden ağaç, “perişan oldum” demez; bilir ki o yapraklar artık ona yüktür ve baharda daha taze filizler verebilmek için bu kaybı yaşamak zorundadır. Roman yazarı ve düşünürlerin de sıkça vurguladığı gibi, kırılan bir kalpten, kaçan bir fırsattan sızan ışık, içeriye yeni dünyaların girmesini sağlar.
Peki, bu muazzam hayat sahnesinde ne etmeli, nasıl davranmalıyız?
Öncelikle, planlarımız suya düştüğünde reaksiyon göstermek yerine “refleksif bir sükûnet” geliştirmeliyiz. Bir kapı yüzümüze kapandığında, kapının eşiğinde oturup ağlamak yerine, koridorun sonundaki açık pencereye bakmayı öğrenmeliyiz. Unutmamalıyız ki, hayatın takvimi bizim kol saatimizle çalışmaz. Bir dahaki sefere bir uçağı kaçırdığınızda, bir iş görüşmesinden olumsuz yanıt aldığınızda ya da hayatınızdan bir şeyler eksildiğinde, öfkeyle yumruklarınızı sıkmak yerine derin bir nefes alın. Kendinize şu sözü hatırlatın: “Şu an göremediğim bir koruma kalkanının altındayım.”
Kayıpları birer iflas değil, ruhun hafiflemesi ve sadeleşmesi olarak görün. Hayatı bir kontrol savaşı olarak değil, bir teslimiyet sanatı olarak yaşamaya başladığınızda; gecikmelerin birer ikram, kayıpların ise taşınamayacak yüklerden kurtuluş olduğunu hayretle ve hayranlıkla izleyeceksiniz. Sırtınızdaki yükleri bırakın, bırakın ki hayat sizi gitmeniz gereken o güvenli limana, kendi hafifliğiyle ulaştırabilsin.
Sevgi ve saygıyla.
Yorumlar
Kalan Karakter: