Her Şafak Vakti Yeniden Doğuş
Her günün ilk ışıkları, gecenin en koyu karanlığını sessizce yırtarken, evren bize kelimesiz bir söz verir: Hikâye henüz bitmedi. Gözlerimizi her sabaha açtığımızda, aslında sadece yeni bir güne değil; kaderin yeniden karılan destesine, önümüze serilen bomboş ve lekesiz bir sayfaya uyanırız.
Geçmişin tüm yükü, bir gün öncesinin kırgınlıkları ve yaşanmışlıkların yorgunluğu gecenin koyu dehlizlerinde kaybolurken; ufuk çizgisi her sabah taptaze, el değmemiş bir vaatle kızarır.
“Gün yenilenince umutlar tazelenirmiş.”
Ne asil, ne iyileştirici ve insanı kendi küllerinden doğmaya davet eden bir kabuldür bu. İnsan dediğimiz o kadim varlık, daha doğrusu yaşam yolcusu; düşebilen, kırılabilen ama her seferinde doğrulmak için topraktan ve gökten güç alan mucizevi bir yapıdır. Her şafak vakti, ruhumuzu hırpalanmış eski giysilerinden soyup, ona yepyeni bir zırh kuşanma vaktidir. Zamanın akıp giden mağrur nehrinde her sabah, geçmişin tozunu yutup arınabileceğimiz, adımlarımızı yarına doğru daha emin kılabileceğimiz muazzam bir nefes alanıdır.
İşte bu yüzdendir ki, hayatın ritmi bazen tekdüze bir hüzne büründüğünde, insan durup gökyüzünün o hiç değişmeyen ama hep yenilenen mucizesine bakmalıdır. Bizler, zamanı sadece saatlerin tıkırtısıyla ölçen modern zaman gezginleri, çoğu kez kaçırırız bu uyanışı. Oysa her sabah, bir öncekinin kopyası gibi görünen o sıradan an, aslında tarihte hiç yaşanmamış, hatasıyla sevabıyla tamamen bize ait edilmek üzere tasarlanmış bir hediyedir.
Dün ne kadar büyük bir yenilgi almış olursan ol, hangi hayalin avuçlarının arasından kayıp gitmiş olursa olsun, sabahın serinliği yüzümüze vurduğu an her şey sıfırlanır. Doğa bize her gün bıkıp usanmadan aynı dersi verir:
• Yaprak dökülür ama ağaç kurumaz. • Kış bastırır ama bahar mutlaka sırasını bekler. • Gece hüküm sürer ama gün eninde sonunda kendi saltanatını ilan eder.
Umut, öyle sanıldığı gibi erişilmez dağların ardında saklanan bir Kafdağı efsanesi değil; her sabah pencerenden içeri sızan o sönük ama inatçı ışık süzmesidir.
Bu yüzden kulağımızda fısıldayan şu ifadeyi ciddi almalıyız:
“Ey hayatın virajlarında yorulmuş, adımlarının hızı kesilmiş güzel insan; kalbinin ritmi kırgınlıkla yavaşladığında ve artık yolun sonuna geldiğini zannettiğinde sakın durma, yönünü güneşe dön. İçindeki o ürkek umudu asla kendi ellerinle karanlığa teslim etme; onu bir sarmaşık gibi ruhunun en derin köşelerine dola ve ona sımsıkı tutun.”
Unutmamalıyız ki; en gürültülü, en yıkıcı fırtınalar bile sabaha karşı sessizce diner ve en derin, en sızılı yaralar, sükûnetle beklenen bir şafağın şifalı koynunda kabuk bağlar. Umudunu her şafak vakti yeniden taze tutmak, bu acımasız ve hızlı dünyaya karşı sunabileceğimiz en onurlu, en asil direniştir. Kendimize her sabah, adeta yeniden doğmuşçasına sıfırdan başlama şansını tanımalıyız ve dünün siyah gölgelerinin, bugünün parıltısını karartmasına asla müsaade etmemeliyiz.
Hayat bizleri ne kadar zorlarsa zorlasın, biz her sabah gözlerimizi o sonsuz maviye açmalı, nefesimizi ciğerlerimizin en derin oyuklarına kadar çekmeli ve kalbimize o kutsal fısıltıyı iletebilmeliyiz:
“Gün yenilendi, dünya temizlendi, şimdi sıra sende.”
Sevgi ve saygılarımla
Yorumlar
Kalan Karakter: