İnsan hayatı boyunca sayısız hata, yanılgı ve kırgınlıkla karşılaşır. Her yanlışın üzerine gitmek, her kusuru yüzlere vurmak, her hatayı büyütmek kolaydır. Asıl zor olan ise, gerektiğinde affedebilmek, insan onurunu incitmeden yanlışı düzeltebilmek ve meseleyi büyütmeden kapatabilmektir. Çünkü gerçek olgunluk; cezalandırmakta değil, doğru zamanda merhameti, nezaketi ve vicdanı tercih edebilmektedir. Bazı davranışlar vardır ki üzerinden yıllar geçse de unutulmaz; hafızalarda sadece bir olay olarak değil, karakterin en güzel yansıması olarak yaşamaya devam eder.
Anlatılan iki gerçek olay da tam olarak böylesine derin bir insanlık dersini gözler önüne seriyor.
Artık iyice yaşlanmış emekli bir öğretmen, bir gün parkta otururken karşısına yakışıklı bir delikanlı gelir. — Hocam, beni tanıdınız mı? diye sorar. Yaşlı öğretmen dikkatle bakar ama çıkaramaz. — Hayır evladım, tanıyamadım.
Delikanlı gülümseyerek yıllar öncesine götüren bir hatırayı anlatmaya başlar: “Bir gün sınıfta bir arkadaşımızın saati kaybolmuştu. Siz hepimize ayağa kalkmamızı söylemiş, gözlerimizi kapattırmış ve tek tek ceplerimizi kontrol etmiştiniz. Kimsenin mahcup olmaması için siz de gözlerinizi kapatmıştınız. Bir süre sonra saati bulmuş, hiçbir şey olmamış gibi arkadaşımıza dönerek, ‘Bak, saatin buradaymış.’ demiştiniz. O gün saati cebimden siz çıkarmıştınız. O saati alan bendim. Ama beni ne arkadaşlarıma rezil ettiniz ne de ömür boyu taşıyacağım bir utanca mahkûm ettiniz. İşte bugün karşınızda duran kişi benim.”
Öğretmen ise tebessüm ederek şu unutulmaz cevabı verir: — Evladım, ben de o gün gözlerimi kapatmıştım. Çünkü suçluyu değil, bir evladı kazanmak istiyordum.
İnsan yetiştirmenin özü de işte tam budur. Bazen bir insanı utandırmadan yaptığı yanlışı fark ettirmek, ağır cezalar vermekten çok daha büyük bir eğitimdir.
Buna benzer bir başka gerçek olay ise yıllar önce bir kamu dairesinde yaşanır. Görevini büyük bir titizlikle yapan bir müfettiş, denetlediği hesaplarda küçük bir kasa açığı tespit eder. İncelediği memurun eşinin ağır bir hastalık geçirdiğini ve bu nedenle büyük maddi sıkıntılar yaşadığını da bilmektedir. İsterse tutanak tutacak, soruşturma açtıracak ve belki de bir ailenin bütün düzenini altüst edecektir. Fakat vicdanı başka bir yol gösterir. Sessizce cebinden eksik parayı tamamlar. Kimsenin onurunu incitmez, kimseyi mahcup etmez ve denetim raporunu usulüne uygun şekilde düzenleyerek görevini tamamlar.
Belki yaptığı bu davranış hiçbir resmî kayda geçmedi. Belki kimse alkışlamadı. Ama bir insanın hayatında unutulmayacak bir iyilik olarak yer etti. İşte gerçek büyüklük bazen budur.
Merhamet, adaletin karşıtı değildir; vicdanla birleşmiş hâlidir. Affetmek ise suçu onaylamak değil, insanı yeniden kazanabilme umudunu yaşatmaktır. Kabul edilmelidir ki, herkes hata yapabilir; fakat herkes ikinci bir fırsat vermeyebilir. O fırsatı verebilen insanlar, toplumun gerçek mimarlarıdır.
Bugün belki hepimizin hayatında affedebileceğimiz bir yanlış, görmezden gelebileceğimiz küçük bir kusur ya da incitmeden düzeltebileceğimiz bir hata vardır. İnsanları utandırarak değil, onurlandırarak değiştirebiliriz. Çünkü kırılan kalpler kolay kolay onarılmaz; fakat nezaketle uzatılan bir el, bazen bir ömrün yönünü değiştirebilir.
Unutmayalım ki; affetmek güçsüzlüğün değil, karakterin eseridir. İnsanları küçük düşürmek kolaydır, onları yeniden ayağa kaldırmak ise büyük yürek ister. Gerçek iz bırakanlar, hata arayanlar değil; hata karşısında vicdanını, merhametini ve insanlığını kaybetmeyenlerdir.
Geliniz, hayatın her alanında adaletle birlikte merhameti, doğrulukla birlikte anlayışı ve haklı olmak kadar gönül kazanmayı da önemseyelim. Çünkü ardımızda bırakacağımız en kıymetli miras; kırdığımız insanlar değil, onurunu koruduğumuz, elinden tuttuğumuz ve yeniden hayata kazandırdığımız insanlardır.
Ne mutlu bu tür erdem sahibi olanlara, selam olsun onlara…
Sevgi ve saygıyla.
Yorumlar
Kalan Karakter: