Eskiden insanlar hayatlarını yaşardı, şimdi ise hayatlarının fragmanını yayımlıyor.Bir anı yaşamadan önce düşünmeye başladık: “Bunu paylaşmalı mıyım?”
Bir kahve içiyoruz ama önce fotoğrafını çekiyoruz.Bir yere gidiyoruz ama önce hikâyesini hazırlıyoruz.Bir gün batımı görüyoruz ama gözlerimiz gökyüzünde değil, telefon ekranında oluyor.
Sanki herkes kendi hayatının yönetmeni, aynı zamanda pazarlamacısı haline geldi.Gerçek anların yerini, paylaşılabilir anlar aldı.
Oysa fragman dediğimiz şey, bir filmin en dikkat çekici birkaç saniyesidir.Merak uyandırır ama hikâyenin tamamı değildir.
Bugün sosyal medyada gördüğümüz hayatlar da biraz böyle.Mutlulukların en parlak hali, sofraların en düzenli hali, yüzlerin en kusursuz hali… Ama kimse o fotoğrafların dışında kalan yorgunluğu, kaygıyı, sıradanlığı göstermiyor.
Sonuçta herkes birbirinin fragmanını izliyor.Ama kimse kimsenin filmini gerçekten bilmiyor.
Belki de bu yüzden hayat giderek daha hızlı akıyor gibi geliyor.Çünkü biz artık anları yaşamaktan çok, onları kaydetmekle meşgulüz.
Bir gün bir konser düşünün.Eskiden insanlar müziği dinlerdi.Şimdi ise yüzlerce telefon havaya kalkıyor ve herkes aynı anı ekrandan izliyor.
Belki de farkında olmadan hayatın en güzel sahnelerini kaçırıyoruz.Çünkü o sahneleri yaşamak yerine belgelemeyi seçiyoruz.
Oysa bazı anlar vardır ki fotoğrafı çekilmez.Bazı duygular vardır ki paylaşılınca eksilir.Ve bazı hatıralar vardır ki sadece yaşandığında güzeldir.
Belki de bazen telefonu cebimize koyup sadece o anın içinde kalmak gerekir.Çünkü hayat, fragman değil; tamamı izlenmesi gereken uzun bir film.
Yorumlar
Kalan Karakter: