
Bugün gençlerin yaşadığı en büyük kriz yalnızlık ya da teknoloji bağımlılığı değil; daha derin bir boşluk: anlam ve amaç yoksunluğu. Eğitim sisteminden aile yapısına, ekonomik baskılardan toplumsal belirsizliğe kadar uzanan bu görünmeyen kriz, gençliği sadece umutsuzluğa değil, öfkeye ve savrulmaya sürüklüyor.
Modern toplum gençlere her şeyi vaat ediyor gibi görünüyor: başarı, özgürlük, sınırsız seçenek. Ancak paradoks şu ki; seçenekler arttıkça yön kayboluyor. Gençler ne için yaşadığını, ne uğruna çabaladığını bilemez hâle geliyor.
Bu durumu sosyolojinin kurucu isimlerinden Émile Durkheim, daha 19. yüzyılda “anomi” kavramıyla açıklamıştı. Toplumsal normların zayıfladığı, bireyin neyin doğru neyin yanlış olduğunu kestiremediği dönemlerde insanlar yönsüzleşir.
Bugün gençliğin yaşadığı tam olarak budur: kurallar var ama anlam yok; sistem var ama rehberlik yok.
Gençler yalnızca sınavlara, performansa ve rekabete hazırlanıyor. Hayata değil.
Bir diğer önemli düşünür Zygmunt Bauman, modern dünyayı “akışkan toplum” olarak tanımlar. Hiçbir şey kalıcı değildir: ilişkiler, işler, kimlikler, hedefler…
Bu akışkanlık içinde gençler sağlam bir tutunacak dal bulamıyor. Bugün bir hayal kuruyorlar, yarın o hayalin anlamsızlaştığını görüyorlar. Sürekli değişen beklentiler, sürekli yıkılan umutlar…
Sonuç: amaçsızlık.
Bu amaçsızlık sadece bireysel bir sorun değildir; toplumsal bir krizdir.
Çünkü amacı olmayan genç;
• Kolay bağımlılıklara sürüklenir
• Şiddete daha yatkın olur
• Riskli davranışlara daha açık hâle gelir
• Umutsuzluğu öfkeye dönüştürür
Sosyolog Ulrich Beck, modern toplumun “risk toplumu”na dönüştüğünü söyler. Belirsizlik arttıkça insanlar psikolojik olarak kırılganlaşır.
Gençler ise bu belirsizliğin tam ortasında büyüyor. İş garantisi yok, gelecek güvencesi yok, sosyal adalet duygusu zayıf. Böyle bir dünyada “neden çabalayayım?” sorusu kaçınılmaz hâle geliyor.
Ama en büyük eksiklik şurada yatıyor:
Gençlere yalnızca “başarılı ol” deniyor.
“Niçin yaşamalısın?” sorusu ise hiç sorulmuyor.
Bu noktada psikiyatrist ve düşünür Viktor Frankl’ın tespiti çok çarpıcıdır:
“İnsanı ayakta tutan şey mutluluk değil, hayata yüklediği anlamdır.”
Frankl’a göre anlamı olmayan birey boşluğa düşer; bu boşluk da zamanla depresyon, bağımlılık ve saldırganlık olarak geri döner.
Bugün gençlerde gördüğümüz içe kapanma, öfke patlamaları, umursamazlık ve riskli davranışlar; aslında birer “anlam çığlığıdır”.
Sorun tembellik değil.
Sorun umutsuzluk değil.
Sorun yönsüzlük.
Peki çözüm nerede?
Gençlere sadece meslek öğretmek yetmez.
Sadece sınav kazandırmak yetmez.
Sadece disiplin dayatmak yetmez.
Gençlere:
✔ Hayatta bir değer üretmenin anlamı öğretilmeli
✔ Topluma katkı duygusu kazandırılmalı
✔ Kendi potansiyelini keşfetme fırsatı verilmeli
✔ Sadece notlarıyla değil, varlıklarıyla kıymetli oldukları hissettirilmelidir
Aileler çocuklarına “kaç net yaptın?” diye sormadan önce,
“Bugün seni ne heyecanlandırdı?” diye sormalı.
Okullar sadece bilgi aktaran kurumlar değil, anlam inşa eden merkezler hâline gelmeli.
Toplum ise gençleri sürekli eleştirmek yerine, onlara yol göstermeyi öğretmeli.
Çünkü amaçsız bırakılan her genç, yalnız kendi geleceğini değil, toplumun geleceğini de kaybeder.
Bugün gençliğe anlam veremezsek,
yarın kaybolmuş bir kuşakla yüzleşiriz.
Ve unutulmamalıdır:
Bir toplumun gerçek zenginliği, binaları değil; yönünü bilen gençleridir.
Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER
Yorumlar
Kalan Karakter: