
Bu şehrin geceleri sıradan bir karanlık taşımaz; insanın içine çöken, sessiz ama ağır bir hüzün dolaşır sokak aralarında. Akşam çöktüğünde hayat yavaşlar gibi görünür: Kapılar kapanır, perdeler çekilir, pencerelerde sarı ışıklar yanar. Dışarıdan bakan biri için manzara tekdüzedir; yan yana dizilmiş apartmanlar, birbirine benzeyen pencereler ve aynı saatlerde sönen sokak sesleri… Ancak bu benzerliğin ardında, birbirine hiç benzemeyen hayatlar yaşanır.
Aynı anda bir evde kahkahalar yankılanırken, birkaç kat yukarıda kelimelere dökülemeyen bir keder sessizce oturur. Bir pencerede umut usulca filizlenirken, yan dairede geçmişin kayıpları gecenin içine yeniden çağrılır.
Şehir geceleri tamamlanmış hikâyeler anlatmaz; aksine yarım kalmış duyguları görünür kılar.
Gündüz taşınan roller, gece yerini sessiz yüzleşmelere bırakır. İnsanlar başkalarına değil, kendilerine daha yakından bakmaya başlar. İşte tam bu noktada kent, yalnızca bir yaşam alanı olmaktan çıkar; insanın iç dünyasını çoğaltan, bazen de ağırlaştıran bir sahneye dönüşür.
Georg Simmel, modern kent yaşamını anlatırken şunu söyler:
“Metropol insanı, duygusal olarak yakın olmaktan çok, fiziksel olarak yan yana yaşamaya zorlanmıştır.”
Bugün şehirler tam olarak bunu üretir. Aynı sokakta yürüyen binlerce insan birbirinin hikâyesini bilmeden yaşar. Kent, insanları bir araya getirir ama birbirine temas ettirmez. Yakınlık vardır; ama temas yoktur.
Zygmunt Bauman ise modern hayatın bu hâlini “akışkanlık” kavramıyla açıklar. Ona göre çağımızda ilişkiler, duygular ve bağlar kalıcı olmaktan çok geçicidir.
“Modern insan, bağ kurmaktan çok bağların ağırlığından kaçmayı öğrenmiştir.”
Bu yüzden geceleri ışığı yanan evlerde yalnızlık eksilmez. İnsan, kalabalığın içinde kaybolur; hatta bazen evinin içinde bile yabancılaşır.
Şehir geceleri sadece bireysel hikâyelerin değil, toplumsal çelişkilerin de aynasıdır. Aynı binada biri kaybının yasını tutarken, diğeri bir başarıyı kutlar. Aynı sokakta biri hayata tutunmaya çalışırken, diğeri vazgeçmenin eşiğindedir. Kent, eşitsizliği yalnız ekonomik olarak değil; duygusal olarak da üretir.
Richard Sennett, modern şehirlerde duygusal geri çekilmeye dikkat çeker ve şöyle der:
“Kent yaşamı, insanı korumak için mesafe üretir; ama bu mesafe zamanla insanın kendisine de uzaklaşmasına neden olur.”
Bugün geceleri ağırlaştıran şey yalnızca karanlık değil; bu mesafedir. İnsanların birbirine değil, kendi içlerine kapanmasıdır.
Ve belki de en çarpıcı olan şudur: Şehirde acılar sessizdir. Kimse kimsenin gecesini duymak zorunda değildir. Perdeler çekilir, ışıklar yanar ve herkes kendi hikâyesiyle baş başa kalır. Modern kent, acıyı görünmez kılar; çünkü görünmez olan rahatsız etmez.
O yüzden bu şehrin geceleri hüzün taşır.
Çünkü mutluluklar da, kederler de aynı anda yaşanır ama nadiren paylaşılır.
Ve şehir, sabaha kadar yanıp sönen ışıklarıyla bize şunu fısıldar:
Aynı yerde yaşamak, aynı hayatı yaşamak değildir.
Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER
Yorumlar
Kalan Karakter: