
Modern insanın en büyük arzusu artık mutlu olmak değil.
Normal görünmek.
Çünkü çağımızda acı çekmek ayıp değil;
ama acıyı göstermek zayıflık sayılıyor.
Yorulmak doğal;
ama “yorgunum” demek neredeyse bir itiraf.
Bu yüzden insanlar çökmüyor.
Toparlanmış gibi yapıyor.
Émile Durkheim, toplumsal düzenin birey üzerinde görünmez bir baskı kurduğunu söylerken, bu baskının en tehlikeli hâlinin fark edilmeden içselleştirilen baskı olduğunu vurgular.
Bugün yaşadığımız tam olarak budur: Kimse bize “normal ol” demiyor. Ama normal olmamak, sessizce dışlanıyor.
Modern toplum, bireye şu mesajı verir:
“Sorunun olabilir, yeter ki görünmesin.”
Bu nedenle çağımızın en yaygın ruh hâli depresyon değil;
duygusal kamuflajdır.
Görünürlük Çağında Görünmez Acılar
Georg Simmel, modern şehir insanını anlatırken “kalabalıklar içinde yalnızlaşan birey” tanımını yapar.
Simmel’e göre birey, sürekli uyarana maruz kaldıkça kendini korumak için duygusal mesafe geliştirir. Bugün bu mesafe bir savunma değil, bir yaşam biçimi hâline geldi.
İnsanlar artık acılarını bile düzenliyor:
• Ne kadar üzgün görüneceğini,
• Ne kadar anlatacağını,
• Nerede susacağını.
Çünkü modern toplumda acı bile performansa dönüşmüş durumda.
Bu noktada Erving Goffman’ın “gündelik hayatın dramaturjisi” yaklaşımı çarpıcıdır. Goffman’a göre insanlar sosyal hayatta sürekli bir sahnededir. Ön sahnede güçlü, kontrollü, “iyi” görünürler; arka sahnede ise bastırılmış yorgunluklar, öfkeler ve kırgınlıklar vardır.
Sorun şudur:
Bugün artık arka sahne kalmamıştır.
İnsan, kendisiyle bile baş başa kalamaz hâle gelmiştir.
Başarının Yeni Bedeli: Duygusal Sessizlik
Byung-Chul Han, performans toplumunu anlatırken şunu söyler:
“Modern insan, başkaları tarafından değil, kendisi tarafından sömürülür.”
Artık kimse bizi zorlamıyor.
Biz kendimizi zorluyoruz.
Dinlenmeden üretmeye,
Anlamadan konuşmaya,
İyileşmeden yolumuza devam etmeye…
Ve bunu “güçlü olmak” sanıyoruz.
Oysa bu güç değil; duygusal donukluk.
Toplum, bireyin kırılganlığını taşıyamadığı için, birey de kendi kırılganlığını inkâr etmeyi öğreniyor. Bu inkâr, kısa vadede işe yarar gibi görünse de uzun vadede insanı kendisinden uzaklaştırır.
Bugün birçok insanın yaşadığı şey mutsuzluk değil;
kendine yabancılaşmadır.
Bu yazı bir karamsarlık metni değil.
Bir teşhis metnidir.
Çünkü teşhis konulmadan iyileşme başlamaz.
Modern toplum bireye bağırmıyor.
Ama sürekli fısıldıyor:
“Sorunsuz görün.
Güçlü ol.
Devam et.”
Oysa insan bazen devam etmez.
Durur.
Yavaşlar.
Susar.
Ve tam da orada kendini yeniden duymaya başlar.
Belki de bugün asıl cesaret, güçlü görünmek değil;
insan kalabilmektir.
Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER
Yorumlar
Kalan Karakter: