
Utanmanın kaybolduğu çağda yaşıyoruz. Eskiden yanlış yapan susardı. Şimdi yanlış yapan bağırıyor, haklı çıkan yorulup sessiz kalıyor. Yolda yürüyen insanların yüzü hep öfkeli, hep asık; sanki herkes görünmeyen bir davanın sanığı, herkes kendi savunmasını yapıyor.
Özür yerine açıklama, açıklama yetmeyince suçlama… Kalp kıran, sonunda “sinirim geçti, seni affettim” diyebiliyor.
Utanmak aslında bir incelikti; insanın kendini dışarıdan görebilme gücü. Utanma azalınca empati de azalıyor. Empati gidince ilişki kalmıyor.
Ve geriye şu soru kalıyor. Utanamayan bir insanın vicdanı, kime hizmet eder?
Bu yüzden modern insanın en büyük trajedisi, kötülüğün artması değil; utanmanın azalmasıdır. Utanma yoksa özür olmaz.
Özür yoksa onarım olmaz. Onarım yoksa ilişki olmaz.
Toplum, birbirini affedemeyen ama kendini sürekli aklayan insanlarla dolar. Eskiden insan kendine sorardı. Ben ne yaptım?
Şimdi sorulan soru şu. Bana ne yaptılar?
Bu yüzden utanma duygusu kaybolduğunda ilk kaybolan şey nezaket değil; adalet duygusudur. İnsan kendini sürekli haklı gördüğünde, başkasının acısını anlayamaz.
Empati biter, yerine hesaplaşma başlar.
Utanmak aslında bir zekâdır. İnsan kendini dışarıdan görebildiği için utanır. Yaptığının başkasında bıraktığı izi fark ettiği için.
Dostça ve sevgiyle
Yorumlar
Kalan Karakter: