I-EGEMENLİKTE HALKIN KONUMU
Klâsik dönem düşünürlerinin hemen hepsinde egemenliğin nihai kaynağı olarak halkın iradesi gösterilir. Roma hukukundaki “omnis imperium ex populo” ilkesi bu düşüncenin kaynağıdır. Devletin bir “Toplum Sözleşmesi” ile kurulduğu görüşü de aynı düşünceyi ifade eder. Ancak ilk kaynağı halk olan egemenliğin nasıl ve ne ölçüde hükümdara aktarıldığı, sınırlarının ne olduğu, o sınırlar aşıldığında hangi tedbirlere başvurulacağı, egemenlik aktarımından sonra halkta hangi bakiye güçlerin kaldığı, tartışma konuları olarak kalır. Egemenliği halka dayandıran görüşle demokrasi fikri ilk kez XIX. yüzyılda bağdaştırılmaya başlamış ve ancak XX. yüzyılın ikinci yarısında genel kabul görmüştür.
II-TÜRKİYE’DE ULUSAL EGEMENLİK
Ulusal egemenlik, hakimiyetin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal, ulusal egemenliği; bir vatan üzerinde yaşayan bir halkın bütün kararlarını kendisinin verebilmesi, yönetimini demokratik seçimlerle gelen siyasal partilerin oluşturduğu TBMM aracılığıyla seçmesi gerektiğini söylemiştir. Bu yönetim ilkesi aynı zamanda üç ilkeyi kapsar:
1-Emperyalistlere ve mandacılara karşı bağımsızlık.
2-Padişaha karşı bağımsızlık.
3-İktisadî bağımsızlık.(İzmir İktisat Kongresi’nde benimsendi)
Atatürk, Nutuk’ta; askerî-siyasî-iktisadî bağımsızlığı, ulusal egemenliğin ayrılmaz üç kavramı olarak belirtir.
Osmanlı imparatorluğu döneminde egemenlik Padişahta idi. Padişah ülkeyi dilediği gibi yönetirdi. 1808 Sened-i İttifak ile başlayan Demokrasi Hareketleri, 1839 Tanzimat Fermanı, 1856 Islahat Fermanı, 1876 I.Meşrutiyet, 1908 II. Meşrutiyet ile sonuçlandı. İmparatorluk Meşrutiyet ile yönetilmeye başlandı. Ayan Meclisi ve Mebusan Meclisi’nden oluşan Osmanlı Parlâmentosu; Dünyada ilk kez farklı dil, din ve ırktan insanlarla uyum içinde çalışmaya, yenilikler yapmaya başladı.
Ardarda çıkan Trablusgarp ve Balkan Savaşları’nı, Birinci Dünya Savaşı izledi. Savaş dört yıl sürdü. Çanakkale Destanına rağmen savaştan yenik ayrıldık. Yurdumuz daha savaş sırasında İngilizler, Fransızlar, Yunanlılar, İtalyanlar tarafından paylaşılmıştı. Savaş bitince işgaller başladı. Halk, işgallere geçici gözüyle bakıyordu. Yine de ilk kurşun Dörtyol’da Fransızlara sıkıldı. Yunanlıların 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal etmeleri, işgallerin kalıcı olduğunun işareti oldu. Artık Doğu Anadolu’da Ermeni istekleri nedeniyle tehlikedeydi. İngilizler, yaptıkları Gizli Anlaşmalara göre yurdumuzu isteyenlere bağışlıyordu.
Mustafa Kemal Paşa, görünüşte Karadeniz Bölgesinde düzeni sağlamak, gerçekte Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak için İstanbul’dan deniz yoluyla hareket edip, Samsun'a 19 Mayıs 1919 günü ulaştı. Samsun'dan Havza ve Amasya'ya geçip, vatanın tehlikede olduğunu duyurdu. Oradan Erzurum ve Sivas’a gitti. Erzurum’da Doğu Anadolu için, Sivas’ta tüm yurdu kapsayan ulusal kongre topladı. Kurtuluş için kurulan bütün dernekler, “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk” adıyla birleştirilip, yetkiler tek merkezde toplan-dı. Mustafa Kemal Paşa egemenliğin ulusta olduğuna inanıyordu. Bu inançla, “Ulusu, yine ulusun gücü kurtaracaktır. Tek bir egemenlik vardır, o da ulusal egemenliktir” diyordu.
Anadolu’daki bu çalışmalar, isteklerinin yapılmaması işgalcilerin hoşuna gitmiyordu. Osmanlı Mebusan Meclisi’nin 17 Şubat 1920’de “Misak-ı Millî” adıyla ulusal ant’ı kabul etmesi onları çileden çıkardı. Misak-ı Millî ile bugünkü ulusal ve bölünmez Türkiye’nin sınırları çizilmiştir. Adana’da Ermenileri ayaklandırarak, 20 bin Ermeni’nin öldürüldüğü yalanını uyduran İngilizler, 16 Mart 1920’de İstanbul’u işgal ederek, Osmanlı Mebusan Meclisi’ni dağıtıp, ulusalcı komutan ve milletvekillerini Malta adasına sürdüler.
III-TBMM’NİN AÇILMASI
Mustafa Kemal Paşa, Meclisin Ankara’da toplanacağını duyurup, hemen seçimler yapılmasını bildirdi. Yurdun dört bir yanından seçilip gelen milletvekilleri Ankara'da toplandı. Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920 Cuma günü dinî törenle açıldı. Mustafa Kemal ‘in başkanlığında Meclis Hükûmeti çalışmalara başladı.
İlk Büyük Millet Meclisi'nin toplandığı yapı Ankara'da Ulus Meydanı’nda olup, bugün Kurtuluş Savaşı Müzesi olarak kullanılmaktadır. O yıllar ülkemiz yokluk yoksulluk içindeydi. Millet-vekillerinin oturduğu sıralar bir okuldan getirildi. Meclis gaz lambası ile aydınlanıyor, soba ile ısınıyordu. Ödenek yoktu, herkes cebinden harcıyordu. Sakarya Savaşı’nda top seslerinin Ankara'da duyulduğu anlarda da meclis düzenli toplandı. Kurtuluş Savaşımızla ilgili bütün kararlar I. Mecliste alındı. Meclis Başkanı M.Kemal Paşa'nın önderliğinde milletimiz bir mucize gerçekleştirip, ezilen uluslara da örnek olarak kurtuluş yolunu açtı. 1 Kasım 1922’de Saltanat kaldırılarak, ulusal egemenlik yolunda çok önemli bir adım atıldı. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle, halk temsilciler eliyle ulusal egemenliğe kavuştu.
IV-23 NİSAN İLK ÇOCUK BAYRAMI
Büyük Millet Meclisi'mizin toplandığı 23 Nisan günü, ulusumuzun yönetme yetkisini kullanmaya başladığı gündür. Bu gün Ulusal Egemenlik Bayramı'mızdır. 23 Nisan, dünyada kutlanan ilk çocuk bayramıdır. Atatürk'ün Türk çocuklarına armağan ettiği bu bayram şenliklerine 1979’dan itibaren yabancı ulusların çocukları da katılmaya başlamıştır. Atatürk çocuklara çok değer verir, “Bugünün küçükleri, yarının büyükleridir.” diyerek, yönetimin bayram süresince öğrencilere bırakılması geleneğini başlattı. 23 Nisan'da yönetim birimleri seçimle gelen kurullar bir süre çocuklara bırakılarak, önemleri hatırlatılır.
1924’te “Millî Hakimiyet Bayramı” olarak başlayan kutlamalar, 1930’lu yıllarda Çocuk Esirgeme Kurumunun gelenekselleştirdiği “Çocuk Haftası”nın(23 Nisan-1 Mayıs) başlangıcının da bu bayramla aynı güne rastlaması sebebiyle “Millî Hâkimiyet Bayramı ” ile “Çocuk Bayramı” aynı gün kutlanmaya başlamıştır. 27 Mayıs 1935’te bu gün, “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak kutlanılmaya başlanmıştır. 1979’un, UNESCO tarafından “Çocuk Yılı” ilan edilmesiyle de bu bayram, uluslararası nitelik kazanmıştır. 1979’dan bu yana her yıl 23 Nisan’da TRT tarafından geleneksel olarak 23 Nisan Çocuk Şenliği düzenlenmektedir. Bir hafta süren etkinliklere 8-12 yaş arası dünya çocukları davet edilerek, gönüllü ailelerin yanında konuk edilmektedir. Böylece küçük yaşta çocukların yüreklerinde sevgi, dostluk tohumları ekilerek, ilerde Dünya barışına katkıda bulunmaları sağlanmaktadır.
ATATÜRK DİYOR Kİ!
*Kuvvet birdir ve o milletindir.
*Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
*Korku üzerine egemenlik kurulamaz.
*Ulusal egemenlik, ulusun namusudur, onurudur, şerefidir.
*Ulusal egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar yok olur.
*Özgürlüğün de, eşitliğin de adaletin de dayanağı ulusal egemenliktir. Yeni Türkiye Devleti’nin ruhu millî egemenliktir.
*Bugünün küçükleri, yarının büyükleridir.
Yorumlar
Kalan Karakter: