<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/">
    <channel>
        <title>Ege&#039;ye Dair - Sağlık</title>
        <description>Ege&#039;nin Özgür ve Güçlü Sesi!</description>
        <link>https://www.egeyedair.com</link>
        <language>tr</language>
        <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 12:19:55 +0300</pubDate>
                                <item>
                <title>Zayıflama İğneleri Sanıldığı Kadar Etkili mi? Uzmandan Kritik Uyarılar</title>
                                    <description>Genel Cerrahi Uzmanı Mehmet Özdoğan, son dönemde yaygın şekilde kullanılan zayıflama iğneleri hakkında önemli uyarılarda bulundu. Özdoğan, özellikle morbid obezite hastalarında bu ilaçların etkisinin sınırlı olduğunu ve doktor kontrolü olmadan kullanılmasının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p><meta charset="UTF-8" /></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Son yıllarda popülerliği artan zayıflama iğneleriyle ilgili açıklamalarda bulunan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, bu ilaçların çoğu zaman bilinçsiz şekilde kullanıldığını belirtti. Özdoğan, zayıflama iğnelerinin temelinde <strong>GLP-1</strong> hormonuna benzer etki gösteren ilaçların bulunduğunu ifade etti.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">İnce bağırsaktan salgılanan GLP-1 hormonunun pankreasta insülin salınımını artırdığını ve mide boşalmasını yavaşlatarak tokluk hissini güçlendirdiğini söyleyen Özdoğan, bu ilaçların ilk olarak şeker hastalığının tedavisi için geliştirildiğini belirtti. Ancak tedavi sırasında kilo kaybı görülmesi üzerine obezite tedavisinde de kullanılmaya başlandığını ifade etti.</p>

<p> </p>

<h3><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">“Obezite tamamen tedavi ediliyor algısı yanlış”</h3>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Toplumda bu iğnelerle obezitenin tamamen ortadan kaldırılabileceği yönünde yanlış bir algı oluştuğunu vurgulayan Özdoğan, bilimsel verilerin bu görüşü desteklemediğini söyledi. Özdoğan, özellikle morbid obezite hastalarında ilaçların tek başına yeterli bir çözüm olmadığını dile getirdi.</p>

<p> </p>

<h3><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Morbid obezitede etkisi sınırlı</h3>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Prof. Dr. Özdoğan, vücut kitle indeksi 40’ın üzerinde olan morbid obez hastalarda zayıflama iğnelerinin etkisinin oldukça sınırlı olduğunu belirtti. Bu ilaçlarla ortalama yüzde 10–15 oranında kilo kaybı sağlanabildiğini söyleyen Özdoğan, aylık kilo kaybının genellikle 2–3 kilogram civarında olduğunu ifade etti.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Buna göre 140 kilogram ağırlığındaki bir hastanın bir yıl sonunda ortalama 20–25 kilogram kaybedebileceğini belirten Özdoğan, buna rağmen hastanın hâlâ morbid obezite sınırlarında kalabileceğini söyledi.</p>

<h3><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Yan etkiler görülebiliyor</h3>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Zayıflama iğnelerinin bazı yan etkilerinin de bulunduğunu vurgulayan Özdoğan, her 100 hastanın yaklaşık 3–4’ünde yan etki görüldüğünü ifade etti. En sık karşılaşılan yan etkileri ise şu şekilde sıraladı:</p>

<ul>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Bulantı ve kusma</p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Reflü gelişimi</p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Kabızlık veya ishal atakları</p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Beslenme ve emilim bozuklukları</p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Safra kesesi taşı oluşumu</p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Pankreas iltihabı</p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Bazı durumlarda kalıcı görme bozuklukları</p>
	</li>
</ul>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Özdoğan, özellikle bulantı ve kusma gibi etkiler nedeniyle birçok hastanın tedaviyi yarıda bırakmak zorunda kaldığını belirtti.</p>

<h3><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Etkisi geçici olabiliyor</h3>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Bu ilaçların etkisinin kalıcı olmadığını vurgulayan Özdoğan, ilaç bırakıldıktan sonra yaşam tarzı değişikliği yapılmadığı takdirde verilen kiloların kısa sürede geri alınabileceğini söyledi. Diyet ve egzersiz alışkanlıklarının sürdürülmemesi durumunda kilo geri kazanımının sık görüldüğünü ifade etti.</p>

<h3><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Maliyeti de yüksek</h3>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Zayıflama iğnelerinin uzun süreli kullanımında maliyetin oldukça yüksek olabileceğine dikkat çeken Özdoğan, bazı durumlarda toplam maliyetin obezite ameliyatına yaklaşabildiğini belirtti.</p>

<h3><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">“Mutlaka doktor kontrolünde kullanılmalı”</h3>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, bu ilaçların özellikle diyabet hastalarında veya hafif kilolu bireylerde dikkatli şekilde kullanılabileceğini belirterek, hastaların mutlaka doktor kontrolünde ve tercihen bir endokrinoloji uzmanının gözetiminde tedavi görmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Obezitenin ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken Özdoğan, en etkili yöntemin sağlıklı beslenme ve yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi olduğunu ifade etti. Morbid obezite tedavisinde ise uygun hastalarda obezite cerrahisinin yüzde 80’e varan kalıcı başarı sağlayabildiğini sözlerine ekledi.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.egeyedair.com/images/media/2026/03/zayiflama-igneleri-sanildigi-kadar-etkili-mi-uzmandan-kritik-uyarilar_69ac04d4f37f0.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Ege&amp;amp;#039;ye Dair</author>
                <link>https://www.egeyedair.com/zayiflama-igneleri-sanildigi-kadar-etkili-mi-uzmandan-kritik-uyarilar/45860</link>
                <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 13:56:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Burun estetiğinin en yeni çözümü: &quot;Revizyon Rinoplasti&quot;</title>
                                    <description>Burun estetiğinde ilk ameliyattan beklenen sonucun alınamaması, zamanla ortaya çıkan sorunlar birçok kişiyi ikinci bir müdahale arayışına iterken Kulak Burun Uzmanı Op. Dr. Erkan Kulduk, &quot;Revizyon Rinoplasti&quot; operasyonuyla tüm bu sorunlara çözüm arıyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Daha önce geçirdikleri ameliyattan memnun olmayan, burnunda iz kalan veya burnunun görüntüsünden memnun olmayan hastalar, yeni ameliyatların ardından istediği sonucu alamayınca yeni arayışlara giriyor.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Artık bu sorunla uğraşmak isteyen hastalara çözüm sunan Kulak Burun Uzmanı Op. Dr. Erkan Kulduk, revizyon rinoplasti için kesin bir zaman kuralı olmadığını belirtti</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Her hasta için belirli sürelerin geçerli olduğunu ve doku iyileşmesinin tamamlanıp tamamlanmadığının önemli olduğunu vurgulayan Kulduk, mevcut sorunun geçici mi yoksa kalıcı bir probleme mi bunun önemli olduğuna dikkati çekti.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ödem kaynaklı geçici asimetrilerin bulunması durumunda en doğru yaklaşımın beklemek olduğunu ifade eden Op. Dr. Kulduk, "Ancak cilt çöküntüsü incelme ya da kalıcı deformasyona yol açabilecek durumlarda daha erken müdahale planlanabilir. Zamanlama her burun için farklıdır ve mutlaka hekimin değerlendirmesiyle belirlenmelidir. Rinoplastide ameliyat sayısı tek başına belirleyici değildir. Önemli olan altta kalan kıkırdak ve kemik altyapının durumu ile cilt kalitesidir. Yeterli doku mevcutsa ileri revizyonlar dahi planlanabilir. Ancak ciddi cilt problemlerinde süreç daha kompleks hale gelir." ifadelerini kullandı.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dr. Kulduk, revizyon cerrahisinin estetik beklentiden çok fonksiyonel ve yapısal iyileştirmeye odaklandığını, gerçekçi hedefler ve doğru planlama, sürecin en önemli basamakları olduğunu sözlerine ekledi.</span></p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.egeyedair.com/images/media/2026/02/burun-estetiginin-en-yeni-cozumu-revizyon-rinoplasti_69a2da673b182.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Ege&amp;amp;#039;ye Dair</author>
                <link>https://www.egeyedair.com/burun-estetiginin-en-yeni-cozumu-revizyon-rinoplasti/45670</link>
                <pubDate>Sat, 28 Feb 2026 15:06:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Genetik Teşhiste Öncü Adım</title>
                                    <description>Dokuz Eylül Üniversitesi, yüksek kapasiteli DNA dizileme cihazı NovaSeq 6000’i bünyesine kazandırdı. Üniversite hastaneleri arasında yalnızca DEÜ’de bulunan cihaz, nadir hastalıkların teşhis ve tedavi süreçlerinde hızlı ve doğru tanı imkânı sunuyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Sağlık alanındaki teknolojik altyapısını güçlendirmeyi sürdüren Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ), genetik analizlerde kullanılan yüksek kapasiteli DNA dizileme cihazı NovaSeq 6000’i hizmete aldı. DEÜ Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Ana Bilim Dalı ve Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezinde kullanılmaya başlanan cihaz, nadir hastalıkların teşhis, tedavi ve izlem süreçlerinde ileri genomik analiz olanağı sağlıyor.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Mevcut bilgilere göre NovaSeq 6000 cihazı, üniversite hastaneleri arasında yalnızca Dokuz Eylül Üniversitesi bünyesinde bulunuyor. Yeni teknoloji sayesinde hem klinik hizmetlerde tanı süresi kısalıyor hem de bilimsel araştırmalara önemli katkılar sunuluyor.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">28 Şubat Dünya Nadir Hastalıklar Günü kapsamında değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Ahmet Okay Çağlayan, nadir hastalıkların küresel ölçekte önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirtti. Türkiye’de yaklaşık her 2 bin kişiden birinde nadir hastalık görüldüğünü ifade eden Çağlayan, dünya genelinde 400 milyondan fazla kişinin nadir hastalıklarla yaşadığını söyledi. Avrupa’da yaklaşık 30 milyon, Türkiye’de ise 5 ila 7 milyon arasında nadir hastaya bulunduğunun tahmin edildiğini kaydetti.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Nadir hastalıkların yaklaşık yüzde 80’inin genetik kökenli olduğunu vurgulayan Çağlayan, bu hastalıkların yüzde 70’inin çocukluk döneminde ortaya çıktığını belirtti.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">NovaSeq 6000 cihazının sağladığı ileri teknoloji sayesinde tanı süreçlerinde hız ve doğruluğun arttığını ifade eden Çağlayan, DEÜ’nün güçlü bir translasyonel genomik altyapıya sahip olduğunu dile getirdi.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">DEÜ Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezinin T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış bir merkez olduğunu belirten Çağlayan, merkezde tanı, araştırma ve genetik danışmanlık hizmetlerinin bütüncül bir yaklaşımla sunulduğunu söyledi. Bugüne kadar yaklaşık 10 bin hastaya klinik değerlendirme yapıldığını ve 5 bin genetik test gerçekleştirildiğini aktardı.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Üniversitenin ileri genomik teknolojiler ve uzman akademik kadrosuyla hem hasta hizmetlerinde kaliteyi artırmayı hem de genetik temelli hastalıkların anlaşılması ve tedavisine yönelik bilimsel araştırmalara katkı sunmayı sürdürdüğü ifade edildi.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.egeyedair.com/images/media/2026/02/dokuz-eylul-universitesinden-genetik-teshiste-oncu-adim_69a2a8835c874.webp</image>
                                <category>Yerel,Sağlık</category>
                <author>Ege&amp;amp;#039;ye Dair</author>
                <link>https://www.egeyedair.com/dokuz-eylul-universitesinden-genetik-teshiste-oncu-adim/45649</link>
                <pubDate>Sat, 28 Feb 2026 11:33:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Boğaz Ağrısı Neden Olur, Nasıl Geçer? İşte Etkili Yöntemler</title>
                                    <description>Boğaz ağrısı; enfeksiyonlardan alerjiye, çevresel faktörlerden reflüye kadar birçok nedenle ortaya çıkabiliyor. Çoğu zaman basit önlemlerle iyileşse de bazı belirtiler profesyonel destek gerektiriyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Boğaz ağrısı, her yaş grubunda sık görülen ve günlük yaşam kalitesini düşüren yaygın bir sağlık sorunudur. Yutkunma, konuşma ve beslenme gibi temel fonksiyonları zorlaştıran bu durum; yanma, batma, kuruluk ya da yabancı cisim hissi şeklinde kendini gösterebilir. Özellikle mevsim geçişlerinde ve soğuk havalarda daha sık görülür.</p>

<h3><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Boğaz ağrısının temel nedenleri</h3>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Boğaz ağrısının en yaygın nedeni viral enfeksiyonlardır. Soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklar genellikle boğaz ağrısıyla başlar. Bakteriyel enfeksiyonlar ise daha ağır seyredebilir ve tıbbi tedavi gerektirebilir.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Alerjiler, kuru hava, sigara dumanı ve kimyasal maddeler de boğazı tahriş ederek ağrıya yol açabilir. Uzun süre yüksek sesle konuşmak ya da bağırmak ses tellerini zorlayarak ağrı oluşturabilir. Ayrıca gastroözofageal reflü hastalığında mide asidinin boğaza kaçması da tahrişe neden olur.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Mevsimsel değişiklikler, kapalı ortamlarda uzun süre kalma ve klimalı alanlar da boğaz mukozasını kurutarak hassasiyeti artırır. Çok sıcak ya da çok soğuk yiyecekler, baharatlı ve asitli gıdalar ile yetersiz su tüketimi de ağrıyı tetikleyebilir.</p>

<h3><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Boğaz ağrısı nasıl geçer?</h3>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Boğaz ağrısının hafif seyrettiği durumlarda evde uygulanabilecek yöntemler etkili olabilir:</p>

<ul>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Bol su içmek boğazın nemli kalmasını sağlar.</p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Tuzlu su ile gargara yapmak ağrıyı hafifletebilir.</p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Dinlenmek, bağışıklık sisteminin enfeksiyonla savaşmasına yardımcı olur.</p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Nemli hava ve buhar uygulaması kuruluğu azaltır.</p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Yumuşak ve ılık gıdalar tercih edilmeli, asitli ve sert yiyeceklerden kaçınılmalıdır.</p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Zencefil çayı ve ılık çorbalar rahatlatıcı etki gösterebilir.</p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Ses tellerini dinlendirmek iyileşmeyi destekler.</p>
	</li>
</ul>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">C vitamini içeren besinler ve düzenli uyku da bağışıklık sistemini güçlendirerek iyileşme sürecine katkı sağlar.</p>

<h3><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Ne zaman doktora başvurulmalı?</h3>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Bazı durumlarda boğaz ağrısı ciddi bir sağlık sorununun belirtisi olabilir. Yüksek ateş, şiddetli yutma güçlüğü, nefes alma problemi, boğazda beyaz lekeler, boyunda belirgin lenf bezi şişliği ya da ağrının bir haftadan uzun sürmesi halinde mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Özellikle çocuklar, yaşlılar, hamileler ve bağışıklık sistemi zayıf bireylerde boğaz ağrısı daha dikkatle takip edilmelidir. Bu gruplarda erken müdahale, olası komplikasyonların önüne geçmek açısından önem taşır.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Boğaz ağrısı çoğu zaman basit nedenlere bağlı gelişse de, belirtilerin seyrine dikkat etmek ve gerektiğinde profesyonel destek almak sağlıklı bir iyileşme süreci için kritik önem taşır.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.egeyedair.com/images/media/2026/02/bogaz-agrisi-neden-olur-nasil-gecer-iste-etkili-yontemler_69a01b8eb11ce.webp</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Ege&amp;amp;#039;ye Dair</author>
                <link>https://www.egeyedair.com/bogaz-agrisi-neden-olur-nasil-gecer-iste-etkili-yontemler/45551</link>
                <pubDate>Thu, 26 Feb 2026 13:06:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Britanya’da Tıp Tarihine Geçen Doğum: Ölü Donörden Rahim Nakliyle Bebek Dünyaya Geldi</title>
                                    <description>Birleşik Krallık’ta hayatını kaybetmiş bir donörden yapılan rahim nakli sonrası Hugo isimli bir bebek dünyaya geldi. Ülkede bir ilk olan doğum, Avrupa’da ise ölü donörden yapılan rahim nakli sonrası gerçekleşen üçüncü vaka olarak kayıtlara geçti.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Britanya’da tıp tarihinde çığır açan bir gelişmeye imza atıldı. The Guardian’da yer alan habere göre, hayatını kaybetmiş bir donörden yapılan rahim nakli sayesinde bir bebek sağlıklı şekilde dünyaya geldi. Böylece Birleşik Krallık’ta ilk kez ölü donörden rahim nakli sonrası doğum gerçekleşmiş oldu.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Nadir görülen Mayer-Rokitansky-Küster-Hauser sendromu (MRKH) nedeniyle doğuştan rahmi bulunmayan Grace Bell’e nakledilen rahim sayesinde, Aralık 2025’te Queen Charlotte's and Chelsea Hospital’da sezaryenle sağlıklı bir erkek bebek dünyaya geldi. Bebeğe Hugo Richard Norman Powell adı verildi.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Grace Bell, Birleşik Krallık’ta rahim nakli sonrası doğum yapan ikinci kadın olurken, vefat etmiş donörden yapılan nakil sonrası doğum gerçekleştiren ilk kadın olarak kayıtlara geçti. Araştırma ekibine göre Hugo, Avrupa’da ölü donörden yapılan rahim nakli sonrasında doğan üçüncü bebek oldu.</p>

<h3><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong>Dünya Genelinde 30’a Yakın Doğum</strong></h3>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Dünya genelinde ölü donörden yapılan rahim nakilleri sonucunda bugüne kadar yaklaşık 25 ila 30 bebek dünyaya geldi. Rahim nakillerinin üçte ikisinden fazlası canlı donörlerden gerçekleştirilirken, yaklaşık üçte biri hayatını kaybetmiş donörlerden yapılıyor.</p>

<h3><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong>“Büyük Bir Dönüm Noktası”</strong></h3>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Birleşik Krallık rahim nakli araştırma ekibinin eş liderlerinden Isabel Quiroga, gelişmeyi “rahmi olmayan ve aile kurmak isteyen kadınlar için büyük bir dönüm noktası” olarak değerlendirdi. Quiroga, bu yöntemin evlat edinme veya taşıyıcı anneliğe alternatif olarak kadınlara kendi çocuklarını taşıma ve doğurma imkânı sunduğunu vurguladı.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Grace Bell ise bu tıbbi atılımın gelecekte daha fazla kadına umut olmasını temenni etti. Bell, anneliğe giden bu seçeneğin ilerleyen yıllarda daha erişilebilir hale gelmesini ve başkalarının da aynı şansı yakalayabilmesini dilediğini ifade etti.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.egeyedair.com/images/media/2026/02/britanyada-tip-tarihine-gecen-dogum-olu-donorden-rahim-nakliyle-bebek-dunyaya-ge_699d961d327f1.webp</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Ege&amp;amp;#039;ye Dair</author>
                <link>https://www.egeyedair.com/britanyada-tip-tarihine-gecen-dogum-olu-donorden-rahim-nakliyle-bebek-dunyaya-geldi/45525</link>
                <pubDate>Tue, 24 Feb 2026 15:13:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıkta İş Yükü Artıyor: 549 Bin 528 Çalışan Sistemin Görünmeyen Yükünü Taşıyor</title>
                                    <description>Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı Nazan Karacabey, sağlık sisteminde hekim ve hemşireler dışındaki 549 bin 528 çalışanın “diğer personel” başlığı altında görünmez kılındığını belirterek artan iş yükü ve ücret eşitsizliğine dikkat çekti.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Sağlık Bakanlığı’nın 2024 verilerine göre Türkiye’de toplam sağlık çalışanı sayısı 1 milyon 436 bin 686’ya ulaştı. Bu çalışanların 182 bin 879’u hekim, 227 bin 420’si ise hemşirelerden oluşuyor. Ancak sistemde “diğer sağlık personeli” olarak tanımlanan 227 bin 505 kişi ve “diğer personel/hizmet alımı” kapsamında yer alan 322 bin 23 kişiyle birlikte toplam 549 bin 528 çalışan görev yapıyor.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Cumhuriyet Gazetesi’nden Damla Polat’ın haberine göre, SES Eş Genel Başkanı Nazan Karacabey, artan başvuru sayıları ve belirsiz görev tanımlarının bu çalışanları görünmez hale getirdiğini söyledi. Karacabey, sağlık hizmetlerinin bir bütün olduğunu vurgulayarak, “Hiçbir meslek diğerinin alternatifi değildir” dedi.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">“Diğer personel” başlığı altında psikologlar, tıbbi teknologlar, anestezi teknikerleri, acil tıp teknisyenleri (ATT), sağlık işçileri ve ağız diş teknikerleri gibi 50’den fazla meslek grubunun yer aldığını belirten Karacabey, bu çalışanların sağlık hizmetinin omurgasını oluşturduğunu ifade etti.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Karacabey ayrıca, Bakanlığın 2025 bütçe teklifinde kişi başı hekime müracaat sayısının 2027 için 12,6 olarak öngörüldüğünü; ancak 2024 itibarıyla bu tahmine şimdiden ulaşıldığını dile getirdi. Bu başvuruların yalnızca muayene değil, tedavi ve bakım süreçlerini de kapsadığını belirten Karacabey, artan yükün hekim ve hemşirelerin yanı sıra diğer sağlık emekçileri tarafından da taşındığını söyledi.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Görev tanımlarındaki belirsizlikler, düşük taban ödeme katsayıları ve artan iş yükünün çalışanları daha fazla mesai ve nöbete zorladığını kaydeden Karacabey, ücret uçurumlarının giderek derinleştiğini ifade etti. Sağlık sistemindeki eşitsizliklerin giderilmesi için bütüncül ve adil politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.egeyedair.com/images/media/2026/02/saglikta-is-yuku-artiyor-549-bin-528-calisan-sistemin-gorunmeyen-yukunu-tasiyor_699d8eeca0e8a.webp</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Ege&amp;amp;#039;ye Dair</author>
                <link>https://www.egeyedair.com/saglikta-is-yuku-artiyor-549-bin-528-calisan-sistemin-gorunmeyen-yukunu-tasiyor/45518</link>
                <pubDate>Tue, 24 Feb 2026 14:42:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>30 Gün Oruç Tutan Bir İnsanın Vücudunda Neler Olur?</title>
                                    <description>Ramazan ayında tutulan oruç, vücudu aşamalı bir değişim sürecine sokuyor. İlk saatlerden itibaren enerji kaynakları değişirken, haftalar ilerledikçe metabolizma uyum sağlıyor ve bazı olumlu etkiler ortaya çıkabiliyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Ramazan ayının başlamasıyla birlikte milyonlarca Müslüman oruç tutmaya başladı. Peki, uzun süreli açlık vücudu nasıl etkiliyor? BBC Türkçe’de yer alan bilgilere göre, insan bedeni son öğünden yaklaşık 8 saat sonra oruç sürecine girdiğini fark ediyor. Bağırsaklar alınan besinleri sindirdikten sonra vücut, enerji ihtiyacını karşılamak için önce karaciğer ve kaslarda depolanan glikozu kullanıyor.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Glikoz depoları tükendiğinde ise devreye yağlar giriyor. Yağ yakımı kilo kaybına, kolesterol seviyesinin düşmesine ve diyabet riskinin azalmasına katkı sağlayabiliyor. Ancak bu süreçte kan şekeri düştüğü için halsizlik, uyuşukluk, baş ağrısı, mide bulantısı ve ağız kokusu gibi belirtiler görülebiliyor.</p>

<h3><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">İlk Hafta: Vücut Yağ Yakımına Geçiyor</h3>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Orucun 3 ila 7’nci günleri arasında vücut yeni düzene alışmaya başlıyor. Yağ depoları enerjiye dönüştürülürken, sahur ve iftar arasında su tüketiminin azalması nedeniyle sıvı kaybı artabiliyor. Bu nedenle iftar ve sahurda karbonhidrat, sağlıklı yağ, protein, tuz ve yeterli su alımı büyük önem taşıyor.</p>

<h3><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">İkinci Hafta: Metabolik Uyum</h3>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">8 ila 15’inci günler arasında vücut büyük ölçüde oruca uyum sağlıyor. Uzmanlara göre bu dönemde metabolizma daha dengeli çalışmaya başlıyor. Günlük hayatta aşırı kalori alımının azalması, vücudun onarım ve yenilenme süreçlerine daha fazla enerji ayırmasına yardımcı olabiliyor.</p>

<h3><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Üçüncü ve Dördüncü Hafta: “Detoks” Süreci</h3>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">16’ncı günden sonra ise vücutta arınma sürecinin hızlandığı belirtiliyor. Kalın bağırsak, böbrek ve deri yoluyla toksin atılımı artabiliyor. Bu dönemde bazı kişilerde enerji artışı, hafıza ve konsantrasyonda güçlenme gözlemlenebiliyor.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Ancak uzmanlar, orucun çok uzun süreli ve kontrolsüz şekilde uzatılması halinde vücudun “ileri açlık moduna” geçebileceği uyarısında bulunuyor. Bu durumda enerji ihtiyacı için protein kullanılmaya başlanabilir ve kas kaybı yaşanabilir.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Sonuç olarak, 30 günlük oruç süreci vücutta aşamalı değişimlere yol açıyor. Dengeli ve yeterli beslenme ile desteklendiğinde bazı olumlu etkiler ortaya çıkabilirken, bilinçsiz uygulamalar sağlık riskleri doğurabiliyor.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.egeyedair.com/images/media/2026/02/30-gun-oruc-tutan-bir-insanin-vucudunda-neler-olur_699d886d6138c.webp</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Ege&amp;amp;#039;ye Dair</author>
                <link>https://www.egeyedair.com/30-gun-oruc-tutan-bir-insanin-vucudunda-neler-olur/45504</link>
                <pubDate>Tue, 24 Feb 2026 14:15:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmandan Uyarı: Ramazan’da Daha Sık Görülüyor… Boğaz Reflüsüne Dikkat!</title>
                                    <description>Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Selim Yıldırım, Ramazan ayında sahur sonrası hemen yatma ve iftarda aşırı yemek tüketiminin boğaz reflüsünü artırdığını belirterek önemli uyarılarda bulundu.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Selim Yıldırım, Ramazan ayında boğaz reflüsü vakalarında artış yaşandığını söyledi. Mide asidinin boğaza, ses tellerine ve ağız bölgesine kadar çıkması durumuna “boğaz reflüsü” denildiğini belirten Yıldırım, özellikle sahurdan hemen sonra yatmanın ve iftarda aşırı yemek yemenin şikayetleri artırdığını ifade etti.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Prof. Dr. Yıldırım, “Sahurdan sonra mide boşalması için yeterli zaman kalmadan uykuya geçildiğinde mide içeriği boğaza doğru kaçabiliyor. Aynı şekilde iftarda bir anda fazla miktarda yemek tüketilmesi mideyi aşırı doldurarak geriye kaçışa neden oluyor. Bu nedenle Ramazan ayında boğaz reflüsünü daha sık görüyoruz” dedi.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Boğaz reflüsü ile mide reflüsünün farklı hastalıklar olduğuna dikkat çeken Yıldırım, mide reflüsünde göğüste yanma ve ekşime gibi şikayetler görülürken, boğaz reflüsünde boğazda takılma hissi, sürekli boğaz temizleme ihtiyacı, öksürük, ses kısıklığı, seste çatallaşma, geniz akıntısı, boğaz kuruluğu ve ağız kokusu gibi belirtilerin öne çıktığını söyledi. Tanının ise hastanın şikayetlerinin değerlendirilmesi ve endoskopik muayene ile kolaylıkla konulabildiğini belirtti.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Sigara ve alkol kullanımının boğaz reflüsünü artırdığını vurgulayan Yıldırım, mide asidinin uzun süreli tahrişinin bu bölgede kanser riskini de yükseltebileceği uyarısında bulundu.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Boğaz reflüsüne en sık neden olan yiyecek ve içecekler arasında aşırı kahve tüketimi, alkollü ve asitli içecekler, hazır meyve suları, yağlı yiyecekler, çikolata, kakaolu ürünler ile fazla salçalı ve baharatlı gıdalar yer alıyor.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong>Boğaz reflüsünden korunmak için öneriler:</strong></p>

<ul>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">İftar ve sahurda aşırı yemek tüketmemek</p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Yatmadan en az 2-3 saat önce yeme-içmeyi bırakmak</p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Yatak başını bir miktar yükseltmek</p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Karın bölgesini sıkan dar kıyafetlerden kaçınmak</p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Reflüyü tetikleyen yiyecek ve içecekleri azaltmak</p>
	</li>
</ul>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Uzmanlar, özellikle Ramazan ayında beslenme düzenine dikkat edilmesinin boğaz reflüsü şikayetlerini önemli ölçüde azaltabileceğini belirtiyor.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.egeyedair.com/images/media/2026/02/uzmandan-uyari-ramazanda-daha-sik-goruluyor-bogaz-reflusune-dikkat_699d8565ec361.webp</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Ege&amp;amp;#039;ye Dair</author>
                <link>https://www.egeyedair.com/uzmandan-uyari-ramazanda-daha-sik-goruluyor-bogaz-reflusune-dikkat/45499</link>
                <pubDate>Tue, 24 Feb 2026 14:01:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Dondurulması gereken yedi sürpriz gıda</title>
                                    <description>&quot;The Full Freezer&quot; yöntemiyle tanınan Kate Hall, en sık çöpe giden yiyecekleri kurtarmanın yolunun dondurucudan geçtiğini belirtiyor. Eve gelir gelmez yapılacak ufak bir değişiklikle; zencefilden kuruyemişe, taze yeşilliklerden pastırmaya kadar yedi gıdayı koruma altına alarak hem israfı önleyebilir hem de mutfak ekonomisine katkıda bulunabilirsiniz.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Mutfaklarda en çok yaşanan sorunların başında, taze kalacağı düşünülerek alınan gıdaların fark edilmeden bozulması geliyor. "The Full Freezer" (Dondurucusu Hep Dolu) olarak bilinen Kate Hall, gıda israfıyla mücadelenin temelinde "dondurucu" kullanımının yattığını savunuyor. Hall’a göre, raf ömrü uzun sanılan gıdalar genellikle en çok israf edilenler oluyor. İşte mutfak alışkanlıklarınızı değiştirecek ve israfı önleyecek 7 kritik gıda:</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong>1. Aromatikler: Sarımsak ve Zencefil</strong></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Sarımsak, zencefil ve acı biber dondurucu için en uygun adaylardır. Sarımsakları soyup kuruladıktan sonra kilitli poşetlere atabilir, zencefili soymadan dondurabilirsiniz. Pişirme sırasında bu malzemeleri çözdürmeden doğrudan rendeleyerek kullanmak büyük kolaylık sağlıyor.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong>2. Rendelenmiş Peynir</strong></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Çedar gibi sert peynirlerin dondurulunca ufalanabildiğini belirten Hall, peynirlerin önce rendelenip dondurucu poşetinde gevşek şekilde saklanmasını öneriyor. Bu yöntemle peynirler topaklanmıyor ve doğrudan soslara veya tostlara eklenebiliyor.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong>3. Ekmek ve Galeta Unu</strong></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Yer sıkıntısı yaşayanlar için ekmeğin dilimler halinde dondurulması hayat kurtarıyor. Hatta bayatlamaya yüz tutan ekmekleri rondodan geçirip galeta unu olarak dondurmak; köfte ve çıtır balık yapımında taze bir malzeme stoğu oluşturuyor.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong>4. Taze Yeşillikler</strong></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Yeşillikleri yemeklerde kullanıyorsanız, onları yıkayıp kuruladıktan sonra dondurucuya atmak lezzetlerini korumalarını sağlıyor. Çözündürmeden, ihtiyacınız kadarını donmuş halde doğrayıp yemeğe ekleyebilirsiniz.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong>5. Taze Soğan</strong></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Pişmiş yemeklerde kullanılacak taze soğanlar için dondurucu mükemmel bir saklama alanı. Doğranıp poşetlenen soğanların birbirine yapışmaması için önce tepsi üzerinde dondurulması tavsiye ediliyor.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong>6. Kuruyemişler</strong></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Yağ oranı yüksek olan kuruyemişler, sıcaklık değişimlerinde hızla acılaşabiliyor. Dondurucuda saklanan kuruyemişler tazeliğini çok daha uzun süre koruyor. Tüketmeden önce birkaç dakika oda sıcaklığında bekletmek yeterli oluyor.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong>7. Pastırma</strong></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Pastırmayı dilimler halinde rulo yaparak dondurmak, dilimlerin birbirine yapışmasını önlüyor. Bu sayede her seferinde sadece ihtiyaç duyulan miktar dondurucudan çıkarılabiliyor.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.egeyedair.com/images/media/2026/02/dondurulmasi-gereken-yedi-surpriz-gida_6999bb94dd7d2.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Ege&amp;amp;#039;ye Dair</author>
                <link>https://www.egeyedair.com/dondurulmasi-gereken-yedi-surpriz-gida/45422</link>
                <pubDate>Sat, 21 Feb 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Uyku apnesi kalp ve beyin sağlığını tehdit ediyor</title>
                                    <description>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Erdoğan Kunter, uyku apnesinin tedavi edilmediğinde vücutta oluşturduğu tahribata dikkati çekerek, hastalığın kalp ve beyin sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu bildirdi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Medipol Sağlık Grubundan yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Kunter, uyku sırasında nefesin durmasıyla karakterize edilen uyku apnesinin, toplumda genellikle sıradan bir horlama problemi olarak görülüp ihmal edildiğini belirtti.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Kunter, hastalığın tedavi edilmediğinde vücutta oluşturduğu tahribata işaret ederek, uyku apnesinin kalp ve beyin sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu ve erken teşhis ve doğru tedaviyle hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini aktardı.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Horlamanın sosyal bir problem olarak görüldüğünü, ancak uyku apnesinin horlamadan çok daha ciddi olduğunu vurgulayan Kunter, 'Horlamak bir gürültü sorunu olabilir ama uyku apnesi doğrudan kişinin hayatını etkileyen, kalp ve beyin üzerinde ciddi sorunlara yol açabilen bir durumdur. Horlama her zaman uyku apnesi anlamına gelmez, ancak horlayanların bir kısmında hastalık gelişebilir. Horlama varsa ve kişi sürekli yorgun uyanıyorsa, bunun altında uyku apnesi olabilir. Bu yüzden dikkatli olmak gerekiyor.' ifadelerini kullandı.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Kunter, uyku apnesinin kesin tanısının bir gece uyku laboratuvarında yapılan testlerle konulabildiğinin bilgisini vererek, hafif ve orta dereceli vakalarda ilaç tedavisinin uygulanabildiğini, bazı hastalarda cerrahi girişimler gerekebildiğini anlattı.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Bazı hastalar yatarken özel maskeler kullanarak sağlıklı uyuyabileceğini kaydeden Kunter, 'Uyku apnesi kişiye özgü ilerleyebildiği için tedavi planı hastaya göre şekillendiriliyor. Çocuklarda uyku apnesi yetişkinlerden farklı seyrediyor. Gelişim çağındaki çocuklarda cerrahi müdahaleler ancak testler sonra planlanabilir.' değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Kunter, uyku apnesinin ilerlemesinde iki ana faktörün etkili olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">'Bunlar kilo almak ve yaş almak. Kiloyu kontrol altına alabiliriz, ancak yaşlanmayı durduramayız. İlginç olan bir durum da var, uyku apnesi olan kişiler bazen hızla kilo alabiliyor. Bu da hastalığın ilerlemesine katkı sağlıyor. Çaresiz hastalıklar değil, burada çözüm var. Ancak erken tanı kritik. Uykuda nefes durması, sürekli yorgun uyanma gibi belirtiler ihmal edilmemeli, mutlaka uyku testleri yapılmalıdır. Tedavi ile hem kalp hem de beyin sağlığı korunabilir.'</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.egeyedair.com/images/media/2026/02/uyku-apnesi-kalp-ve-beyin-sagligini-tehdit-ediyor_6999b3dc2b87a.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Ege&amp;amp;#039;ye Dair</author>
                <link>https://www.egeyedair.com/uyku-apnesi-kalp-ve-beyin-sagligini-tehdit-ediyor/45416</link>
                <pubDate>Sat, 21 Feb 2026 16:30:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu belirtiler varsa dikkat: Oruç başladı, hastaneler dolup taşıyor</title>
                                    <description>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, Ramazan ayında artan öksürük şikayetlerinin en önemli nedeninin reflü olduğunu belirterek özellikle sahurdan sonra hemen yatmanın bu durumu tetiklediğini söyledi. Özlü, reflüsü olan kişilerin yemek sonrası en az 2-3 saat yatmaması, ağır ve yağlı yiyeceklerden kaçınması gerektiğini vurguladı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, Ramazan ayında artan öksürük şikayetlerine ilişkin, "Ramazan ayında orucun başlamasıyla beraber öksürükle gelen epeyce hastamız oluyor. Buna, 'ramazan ya da sahur öksürüğü' diyebiliriz. Aslında bu öksürüğü tetikleyen en büyük mekanizma reflüdür. Özellikle sahur yemeği gece geç vakitte yenilip, ardından hemen yatılıyor. Yemekte 2-3 saat geçtikten sonra reflüsü olan kişilerin hemen yatmaması lazım" dedi.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, Ramazan ayında orucun başlamasıyla öksürük şikayeti ile hastanelere başvuran hasta sayısında artış yaşandığına dikkati çekti. Artan öksürük durumunun çoğunlukla reflüye bağlı geliştiğini belirten Özlü, "Ramazan ayında orucun başlamasıyla beraber öksürükle gelen epeyce hastamız oluyor. Buna, 'ramazan ya da sahur öksürüğü' diyebiliriz. Aslında bu öksürüğü tetikleyen en büyük mekanizma reflüdür. Özellikle sahur yemeği gece geç vakitte yenilip, ardından hemen yatılıyor. Yatıldıktan sonra da reflü mekanizması tetiklenmiş oluyor. Normalde biz yemek yiyip içerken yediğimiz gıdalar yemek borusundan mideye doğru iner ama tersi olmaz. Bu yemek borusu ile midemiz arasında kapakçık görevini gören mekanizmaya bağlıdır. Bazı kişilerde bu mekanizma çok sağlıklı çalışmayabilir ve reflü dediğimiz olay meydana gelir" diye konuştu.</p>

<h3><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">"EN ÖNEMLİSİ KRONİK ÖKSÜRÜKTÜR"</h3>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Hem sahurda hem de iftardan sonra tok yatmanın reflüyü artırdığını kaydeden Prof. Dr. Özlü, "Reflü demek; mide asidinin yemek borusuna doğru kaçmasıdır. O asit orada tahrişe neden olur; bu da yemek borusunda yaralara ve ülsere sebep olabilir. Midede yanma şişkinlik ve zaman zaman, 'ağzıma ekşi-acı su geliyor' şeklinde yakınmalara da meydana gelir. En önemlisi de kronik öksürüktür. Bu en önemli ve en sık gördüğümüz nedenlerdedir. Faranjite de yol açabilir. Ramazanda gerek sahurda gerekse tok yatıldığında yatay pozisyonda reflü artmış oluyor. Yemekte sonra 2-3 saat geçtikten sonra reflüsü olan kişilerin yatmaması lazım. Yatar pozisyonda kapak çalışmıyor ve kaçak çok daha fazla oluyor" dedi.</p>

<p> </p>

<h3><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">"MİDE BOŞALDIKTAN SONRA YATILMALI"</h3>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Özlü, yarı oturur pozisyonda uzanmanın da reflüyü tetikleyebileceğini söyleyerek, "Mide bağırsak yakınması ve reflüsü olan kişilerin kendisine çok dikkat etmesi lazım. Mide boşaldıktan sonra yatılmalı. Göğüs üzerine sızı ve boğazda yanma olabiliyor. Bunlar Ramazan ayında önemli sorunlar. İftardan sonra yemeğin verdiği rehavetle yarı oturur vaziyette yatılabiliyor. Burada esas olan şey uyumak değil, yatar pozisyonda olmak. Ağır, yağlı ve kızartmalı yemekler yememeli, asitli içecekler de tüketmemeliler. Hafif yiyecekler yenilmeli" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.egeyedair.com/images/media/2026/02/bu-belirtiler-varsa-dikkat-oruc-basladi-hastaneler-dolup-tasiyor_69999b9e64e4c.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Ege&amp;amp;#039;ye Dair</author>
                <link>https://www.egeyedair.com/bu-belirtiler-varsa-dikkat-oruc-basladi-hastaneler-dolup-tasiyor/45399</link>
                <pubDate>Sat, 21 Feb 2026 14:46:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan Sofralarında Gizli Tehlike: Reflüyü Tırmandırıyor</title>
                                    <description>Ramazan ayında değişen beslenme düzeni, mide hassasiyeti olan kişilerde reflü şikâyetlerini artırabiliyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kaplan, oruç sürecini daha rahat geçirmek için önemli uyarılarda bulundu.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p><meta charset="UTF-8" /></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Ramazan ayıyla birlikte uzun süreli açlık ve öğün saatlerinin değişmesi, özellikle reflü hastalarında mide yanması ve ağrı gibi şikâyetlerin artmasına yol açabiliyor. Gastroenteroloji Uzmanı <strong>Mustafa Kaplan</strong>, iftarda ağır ve yağlı yemekler tüketilmesinin reflüyü tetikleyen en önemli faktörlerden biri olduğunu belirtti.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Kaplan, sahurda yemek yedikten hemen sonra uyumanın da mide asidinin yemek borusuna kaçmasını kolaylaştırdığını ifade ederek, Ramazan döneminde polikliniklere mide ağrısı ve reflü yakınmalarıyla başvuran hasta sayısında belirgin bir artış gözlemlediklerini söyledi. Ancak basit önlemlerle bu şikâyetlerin azaltılmasının mümkün olduğuna dikkat çekti.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong>RAMAZAN VE SAHUR ÖNERİLERİ</strong><br />
Uzmanlara göre iftar sofralarında hafif ve dengeli öğünler tercih edilmeli; acı, baharatlı ve mideyi zorlayan yiyeceklerden kaçınılmalı. Sahurda ise porsiyon kontrolüne özen gösterilmeli ve yemek sonrası hemen yatılmamalı. Gerekirse sahur saati biraz erkene çekilerek sindirim için vücuda zaman tanınabilir.</p>

<p><img alt="Ramazan Sofralarında Gizli Tehlike: Reflüyü Tırmandırıyor" class="mx-auto max-w-full h-auto shadow-sm" height="719" src="https://www.egeyedair.com/images/uploads/2026/02/1200xautojpg-6998583b2c9c5.webp" width="1080" /></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Prof. Dr. Kaplan ayrıca papatya, rezene ve bazı meyve çaylarının mideyi rahatlatabileceğini, evde bulunan karbonatın da mide asidini dengelemek için destekleyici olabileceğini belirtti. Reflü üzerinde olumsuz etkisi bulunan sigaranın bırakılmasının ise şikâyetleri belirgin şekilde azaltabileceğini vurguladı.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Uzmanlara göre Ramazan’da doğru beslenme alışkanlıkları ve küçük yaşam tarzı değişiklikleri, reflü hastalarının bu süreci daha konforlu geçirmesine yardımcı olabilir.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.egeyedair.com/images/media/2026/02/ramazan-sofralarinda-gizli-tehlike-refluyu-tirmandiriyor_699858343fbfe.png</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Ege&amp;amp;#039;ye Dair</author>
                <link>https://www.egeyedair.com/ramazan-sofralarinda-gizli-tehlike-refluyu-tirmandiriyor/45393</link>
                <pubDate>Fri, 20 Feb 2026 15:42:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Eşrefpaşa Hastanesi’nde Sigara Bırakma Polikliniği hizmete açıldı</title>
                                    <description>İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi bünyesinde açılan Sigara Bırakma Polikliniği, sigarayı bırakmak isteyen yurttaşlara tıbbi ve psikolojik destek sunacak. Poliklinik haftada bir gün hizmet verecek.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi, sigarayı bırakmak isteyen yurttaşlara destek olmak amacıyla Sigara Bırakma Polikliniğini hizmete açtı. Haftada bir gün hizmet verecek poliklinikte, sigara bağımlılığıyla mücadele eden hastalar için tıbbi ve psikolojik destek içeren bireysel tedavi programları uygulanacak.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 1,3 milyar kişi tütün ürünü kullanırken, her yıl 8 milyondan fazla insan tütün kullanımına bağlı hastalıklar nedeniyle yaşamını yitiriyor. Kanser, kalp ve damar hastalıkları ile KOAH başta olmak üzere pek çok önlenebilir hastalığın en önemli nedenleri arasında yer alan sigaraya karşı İzmir Büyükşehir Belediyesi, yeni açılan poliklinik ile mücadeleyi güçlendirmeyi hedefliyor.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Sigara Bırakma Polikliniği’nde hastalar öncelikle sigara bağımlılık düzeylerinin belirlenmesi amacıyla değerlendiriliyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Ebru Güneş, süreçte nefeste karbonmonoksit ölçümleri ve genel muayeneler yapıldığını belirterek, “Akciğerler ve diğer organlarda sigaraya bağlı bir etkilenme olup olmadığına bakıyoruz. Ayrıca uygulanacak tedavilere engel bir durum bulunup bulunmadığını değerlendiriyoruz. Muayenelerin ardından hastalarımızı belirli aralıklarla kontrole çağırıyoruz” dedi.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><img alt="" src="https://www.izmir.bel.tr/YuklenenDosyalar/Haberler/Buyuk/09022026_94848_1.jpeg" /></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Sigara bırakma sürecinin bazı hastalar için zorlayıcı olabildiğine dikkat çeken Dr. Güneş, bu süreçte psikolojik desteğin büyük önem taşıdığını vurguladı. Güneş, “Gerektiğinde psikolog ve psikiyatri uzmanlarından destek alıyoruz. Psikolojik destek, sigara bırakma sürecinin en önemli unsurlarından biri” ifadelerini kullandı.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">9 Şubat Dünya Sigara Bırakma Günü dolayısıyla da değerlendirmelerde bulunan Dr. Güneş, sigaraya hiç başlanmamasının en doğru yaklaşım olduğunu belirterek, “Ancak başladıktan sonra bırakmak da birçok hastalığın önlenmesi açısından son derece önemli. Sigarayı bırakmaya kararlı olan ve destek almak isteyen tüm hastaları Eşrefpaşa Hastanesi Sigara Bırakma Polikliniğimize bekliyoruz” diye konuştu.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Eşrefpaşa Hastanesi Sigara Bırakma Polikliniği’nden yararlanmak isteyen yurttaşlar, <strong>0232 293 85 03</strong> numaralı telefondan randevu alabiliyor.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.egeyedair.com/images/media/2026/02/esrefpasa-hastanesinde-sigara-birakma-poliklinigi-hizmete-acildi_69899c7de504b.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Ege&amp;amp;#039;ye Dair</author>
                <link>https://www.egeyedair.com/esrefpasa-hastanesinde-sigara-birakma-poliklinigi-hizmete-acildi/45158</link>
                <pubDate>Mon, 09 Feb 2026 11:34:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni araştırma: Kahve tüketimi kalp sağlığı riskini azaltabilir</title>
                                    <description>Randomize kontrollü bir çalışmaya göre, düzenli kahve tüketimi en yaygın ritim bozukluklarından biri olan atriyal fibrilasyonun tekrarlama riskini yüzde 17 oranında düşürebiliyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Yeni bir randomize çalışmaya göre kahve tüketimi, düzensiz kalp atışlarına yol açan ve tedavi edilmediğinde kalp yetmezliği ile bunama riskini artırabilen atriyal fibrilasyona karşı koruyucu etki gösterebilir.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Araştırmanın başyazarlarından, Avustralya Adelaide Üniversitesi’nden kardiyoloji profesörü Christopher Wong, geçmişte kardiyologların bu hastalara kahveyi azaltmalarını ya da tamamen bırakmalarını önerdiğini hatırlatarak, bunun kafeinin uyarıcı etkisi nedeniyle ritim bozukluğunu tetikleyebileceği düşüncesine dayandığını söyledi.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Yaklaşık 200 hastayla yürütülen çalışmada katılımcılar yazı tura yöntemiyle iki gruba ayrıldı. Bir gruptan her gün en az bir fincan kahve içmeleri istenirken, diğer gruptan kahveden tamamen kaçınmaları istendi. Sonuçlara göre, düzenli kahve tüketen grupta atriyal fibrilasyon ataklarının tekrarlama riski yüzde 17 daha düşük çıktı ve ilk atağa kadar geçen sürenin daha uzun olduğu görüldü.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Wong, bu etkinin olası nedenleri arasında kahvenin diüretik etkisiyle kan basıncını düşürmesi ve kişilerin günlük fiziksel hareketliliğini artırmasını gösterdi.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Araştırmada kahvenin iltihaplanma üzerindeki etkisi de ele alındı. Kronik inflamasyonun kalp ve damar hastalıklarıyla ilişkili olduğuna dikkat çekilirken, kahvenin içerdiği çok sayıda biyoaktif bitkisel bileşik ve antioksidanın inflamasyonu azaltabileceği belirtildi. Wong, kahvenin yüzlerce hatta binlerce biyoaktif bileşen içerdiğini ve bunların bir kısmının daha iyi kalp sağlığıyla ilişkilendirildiğini ifade etti.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">British Heart Foundation’dan kıdemli diyetisyen Tracy Parker ise benzer yararlı bileşiklerin meyve ve sebzelerde de bulunduğunu hatırlatarak, kafeinin bazı kişilerde çarpıntı ve huzursuzluk yaratabileceğine dikkat çekti.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Kafeinin uyarıcı etkisi nedeniyle fiziksel aktiviteyi artırabileceği de araştırmanın dikkat çeken bulguları arasında yer aldı. Çalışmalar, kahve tüketen kişilerin tüketmeyenlere kıyasla günde ortalama yaklaşık bin adım daha fazla attığını gösteriyor. Wong, artan fiziksel aktivitenin kalp sağlığı üzerinde olumlu etkiler yarattığını ve bunun daha düşük ritim bozukluğu oranlarını kısmen açıklayabileceğini söyledi.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Öte yandan son yıllarda “bağırsak-kalp ekseni” olarak tanımlanan ilişki üzerine yapılan araştırmalar da kahvenin olası faydalarına işaret ediyor. Nature Microbiology dergisinde yayımlanan bir çalışmada, kahve tüketimi ile 115 farklı bağırsak bakterisi türü arasında pozitif ilişki tespit edildi. Uzmanlar, kahvenin prebiyotik etki göstererek yararlı bakterileri besleyebileceğini ve bunun dolaylı olarak kalp sağlığını destekleyebileceğini belirtiyor.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Kahvenin tansiyon üzerindeki etkisine dair yaygın inanışın aksine, uzmanlar kafeinin çoğu kişide tansiyonu yalnızca kısa süreli olarak yükselttiğini vurguluyor. Düzenli kahve tüketiminin, diüretik etkisi sayesinde uzun vadede tansiyon üzerinde dengeleyici bir rol oynayabileceği ifade ediliyor.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Bazı çalışmalar ise kafein tüketiminin kilo, vücut kitle indeksi ve vücut yağ oranında azalma ile ilişkili olabileceğini gösteriyor. Wong, kafein alan kişilerde ortalama kilo kaybının biraz daha yüksek göründüğünü ve bunun metabolizmayı hızlandırıcı etkiden kaynaklanabileceğini dile getirdi.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.egeyedair.com/images/media/2026/02/yeni-arastirma-kahve-tuketimi-kalp-sagligi-riskini-azaltabilir_6984988cce3a5.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Ege&amp;amp;#039;ye Dair</author>
                <link>https://www.egeyedair.com/yeni-arastirma-kahve-tuketimi-kalp-sagligi-riskini-azaltabilir/45085</link>
                <pubDate>Thu, 05 Feb 2026 16:15:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanından &#039;vitamin&#039; uyarısı!</title>
                                    <description>Son yıllarda vitamin ve mineral takviyelerinin kullanımında artış yaşandığını söyleyen İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Necip Çetiner, “Toplumda, ‘ne kadar çok vitamin, o kadar sağlık’ gibi son derece yanlış bir algı var. Vitaminler, eksiklik durumunda hayat kurtarıcı olabilirken, gereksiz ve kontrolsüz kullanıldığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor” dedi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Necip Çetiner, kontrolsüz vitamin kullanımına dair uyarılarda bulundu.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Çetiner “Özellikle A, D, E ve K gibi yağda çözünen vitaminler vücutta birikir. Fazlası karaciğer hasarı, böbrek sorunları, kalp ritim bozuklukları ve hatta zehirlenmelere neden olabilir. Diğer grup vitaminler, suda eriyen özellikle B vitamini grubunda toksik etkiler genelde daha nadir görülür. Yani baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı, kusma, cilt değişiklikleri, bazen kemik yoğunluğunda azalma gibi ve daha birçok fonksiyonu etkilediği için vücutta her türlü yan etkiyi fazlasıyla görebiliriz” ifadelerini kullandı.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong>‘B12 FAZLA DOZDA ALINDIĞINDA ÇEŞİTLİ YAN ETKİLER GÖRÜLEBİLİR’</strong></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Pandemi sonrası bağışıklık kaygısıyla vitamin kullanımının arttığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Necip Çetiner, “Hastalarımın önemli bir kısmı kan tahlili yaptırmadan, kulaktan dolma bilgilerle birden fazla takviyeyi aynı anda kullanıyor. Oysa bu durum bağışıklığı güçlendirmek yerine tam tersine vücudu yorabiliyor. Eğer ihtiyaç olmadığı halde fazla vitamin aldıysak bunların toksik etkilerine maruz kalma durumu olur ve kişinin hassasiyetine bağlı olarak çeşitli organlarda çeşitli zararlar ve kayıplar olabilir. Bunları tam olarak isimlendirmek mümkün değil ama genelde baş ağrısı, baş dönmesi, cilt değişiklikleri, nadiren de olsa alerjik belirtiler şeklinde. Saç dökülmesi şeklinde de kendisini gösterebilir. En çok bilinçsizce kullanılan vitamin;B12. Tahlil yaptırmadan B12 fazla dozda alındığında cilt rahatsızlıkları başta olmak üzere çeşitli yan etkiler görülebilir. B12 seviyesi çok düşük olan hastalarda da paranteral yani iğne formunda tedaviler daha fazla tercih edilir.” diyerek hekim kontrolüne dikkat çekiyor” dedi.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong>‘SEBZE-MEYVE VİTAMİNİN YERİNE GEÇEMEZ’</strong></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Uzm. Dr. Çetiner, “Maalesef günümüzde sebze-meyvenin yetersiz olduğunu gösteren birçok kanıt var. Belki 2000'li yıllardan önce yediklerimiz vitaminlerin yerine geçerdi. Ancak günümüzde sağlıklı beslendiğini düşündüğümüz kişilerde bile vitamin eksiklikleriyle çok sık karşılaşıyoruz. Kuvvetle muhtemel yeterli gıda kalitesine sahip değiliz” diye konuştu.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong>‘DOĞAL OLAN HER ZAMAN ZARARSIZ DEĞİL’</strong></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Vitaminlerin ‘doğal’ olduğu için zararsız sanıldığını söyleyen Uzm. Dr. Çetiner, “Doğada bulunan her madde güvenli değildir. Vitaminler de yanlış dozda alındığında ilaç yan etkileri gösterir. Vitaminler ne mucize ne de düşman. Doğru kişide, doğru dozda ve hekim kontrolünde kullanıldığında şifadır; aksi halde sessiz bir zehre dönüşebilir” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.egeyedair.com/images/media/2026/02/uzmanindan-vitamin-uyarisi_698080c86b72d.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Ege&amp;amp;#039;ye Dair</author>
                <link>https://www.egeyedair.com/uzmanindan-vitamin-uyarisi/44994</link>
                <pubDate>Mon, 02 Feb 2026 13:45:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Eşrefpaşa Hastanesi’nde Diyabetik Ayak Başarısı: 83 Yaşındaki Hastanın Ayağı Kurtarıldı</title>
                                    <description>Diyabetik ayak enfeksiyonu nedeniyle ampütasyon önerilen 83 yaşındaki Mustafa Kafa, İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi’nde 90 gün süren multidisipliner tedaviyle sağlığına kavuştu.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Diyabetik ayak enfeksiyonu şikâyetiyle İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi’ne başvuran 83 yaşındaki Artvinli Mustafa Kafa, uzun ve yoğun bir tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuştu. Daha önce başvurduğu hastanelerde ayağının kesilmesi gerektiği belirtilen Kafa, Eşrefpaşa Hastanesi’nde uygulanan kapsamlı tedavi sayesinde ampütasyondan kurtarıldı.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Diyabet hastalığına bağlı olarak gelişen enfeksiyon nedeniyle Artvin’de çeşitli sağlık kuruluşlarına başvuran Mustafa Kafa’ya diyabetik ayak ampütasyonu önerildi. Bunun üzerine farklı bir tedavi arayışıyla İzmir’e gelen Kafa, Eşrefpaşa Hastanesi’nde enfeksiyon hastalıkları, dahiliye, ortopedi ve plastik cerrahi birimlerinin ortak çalışmasıyla 90 gün boyunca tedavi edildi. Tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuşan Kafa taburcu edildi.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Yaşadığı süreci anlatan Mustafa Kafa, “Ayağım çok kötü durumdaydı. Başka hastanelerde kesileceğini söylediler. Burada ise ‘bu ayağı kurtarırız’ dediler ve başardılar. Hepsine çok teşekkür ediyorum. Şu an iyiyim, ayağıma çocuk bakar gibi bakmamı söylediler, ben de buna uyacağım” dedi. Kafa, kendisiyle ilgilenen sağlık çalışanlarına Artvin’de fındık toplama sözü verdi.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Tedaviyi yürüten Eşrefpaşa Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Altan Gökgöz ise hastanın ayağında ileri düzey nekroz bulunduğunu belirterek, “Hastamız birçok merkezde etkili bir yara bakımı alamamış. Dış merkezlerde ampütasyon önerilmişti. Ancak multidisipliner bir yaklaşımla ve hastamızın uyumuyla başarılı bir sonuç elde ettik. Uzvu korumak zor ama doğru olan yaklaşımdır. Yüzümüzü güldüren bir sonuç aldık” diye konuştu.</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Başak Bayram da Mustafa Kafa’yı ziyaret ederek tedavi süreci hakkında bilgi aldı.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.egeyedair.com/images/media/2026/01/esrefpasa-hastanesinde-diyabetik-ayak-basarisi-83-yasindaki-hastanin-ayagi-kurta_69789007c8f40.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Ege&amp;amp;#039;ye Dair</author>
                <link>https://www.egeyedair.com/esrefpasa-hastanesinde-diyabetik-ayak-basarisi-83-yasindaki-hastanin-ayagi-kurtarildi/44846</link>
                <pubDate>Tue, 27 Jan 2026 13:12:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Antalya Bellek&#039;de Büyük Skandal</title>
                                    <description>Türkiye’nin en prestijli satranç organizasyonlarından biri olan Türkiye Küçükler ve Yıldızlar Satranç Şampiyonası, bu yıl Antalya Belek’te hamlelerle değil, yaşanan büyük bir organizasyon kriziyle gündeme oturdu.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p> <span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Başkan istifa sesleri ile ortalık yankılanırken;<br />
Ailelerin tesislere alınmadığı ve ulaşımda yaşanan aksamalar nedeniyle sporcuların mağduriyet yaşadığı öne sürüldü.</p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Türkiye’nin en geniş katılımlı spor organizasyonlarından biri olan Türkiye Küçükler ve Yıldızlar Satranç Şampiyonası, 24-31 Ocak 2026 tarihleri arasında Antalya Belek’te kapılarını açtı. Toplam 3 bin 234 sporcunun milli takım havuzuna girebilmek için mücadele ettiği turnuvanın açılış gününe, katılımcıların organizasyon yönetimine yönelik tepkileri damga vurdu.</p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><b>Veliler Dışarıda Sağanak Altında Kaldı!</b></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">7-18 yaş grubunda toplam 3 bin 234 sporcunun katıldığı şampiyonada, turnuva otelinde konaklamak için ciddi meblağlar ödeyen aileler ilk günden hüsrana uğradı. Araç girişlerinin engellenmesiyle başlayan kriz, otel içinde veliler için uygun bekleme alanları oluşturulmamasıyla tırmandı. Çocuklarını turnuva salonuna teslim eden yüzlerce ebeveyn, içeri alınmadıkları gibi dışarıda sığınacak bir yer gösterilmeyince sağanak yağışın altında saatlerce beklemek zorunda kaldığı iddia edildi.</p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><img alt="" height="600" src="https://www.izmiredair.net/images/uploads/2026/01/whatsapp-image-2026-01-26-at-102115-1-69771d089fe11.jpeg" width="600" /></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><b>Federasyona Alkışlı Protesto</b></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Yaşanan aksaklıklar üzerine sosyal medya mecralarında yorum yapan veliler, federasyonun resmi hesaplarını etiketleyerek tepki mesajları yağdırdı. Önceki turnuvalarda hiç böyle bir tabloyla karşılaşmadıklarını savunan velilerin bir kısmı, turnuva alanı önünde toplanarak alkışlarla yönetimi protesto etti. "5 gün boyunca bu çile devam mı edecek? Biz veliler ve çocuklarımız bu şartlara nasıl dayanacağız?" sözleriyle isyan eden aileler, ticari alanlara yer ayrılmasına rağmen temel ihtiyaçların göz ardı edildiğini iddia etti. 31 Ocak’a kadar sürecek olan şampiyonanın geri kalanında, bu teknik ve fiziksel sorunların giderilip giderilmeyeceği merakla bekleniyor.</p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><img alt="" height="600" src="https://www.izmiredair.net/images/uploads/2026/01/whatsapp-image-2026-01-26-at-102115-69771d089de00.jpeg" width="600" /></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><img alt="" height="800" src="https://www.izmiredair.net/images/uploads/2026/01/whatsapp-image-2026-01-26-at-102114-3-69771d09228fe.jpeg" width="600" /></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><b>Organizasyonel Problemler</b></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Veliler en çok oturma alanlarının olmamasından,</p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Turnuva salonlarındaki tuvaletlerin yetersizliğinden,<br />
<br />
Turnuvadaki zeminin ıslak olmasından,</p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Turnuva salonlarındaki masaların çok dar ve sıkışık olmasından,<br />
Sporcuların maça zamanında başlayamamasından,</p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Gerekli duyuruların zamanında yapılmamasından,</p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Turnuva yetkililerinin velilere siz çözüm bulun demesi,</p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Sorunları aktaran velilere çirkin ve ukala tavırlar sergilenmesi,<br />
<br />
Gibi faktörler ile zaten ortamdan gerilen veliler ve önemlisi sporcular daha fazla gerilmesine sebep olunarak organizasyonun gergin başlaması herkesi üzmüştür.<br />
<br />
TSF federasyonun resmi sosyal medya hesaplarından tepkiler çığ gibi büyümüş turnuva alanında “BAŞKAN İSTİFA, TSF İSTİFA” sesleri ile vatandaşlar protesto gösterilerinde bulunmuştur.</p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><img alt="" height="645" src="https://www.izmiredair.net/images/uploads/2026/01/whatsapp-image-2026-01-26-at-102114-4-69771d086fa45.jpeg" width="403" /><img alt="" height="800" src="https://www.izmiredair.net/images/uploads/2026/01/whatsapp-image-2026-01-26-at-102114-2-69771d08c8c4b.jpeg" width="600" /></p>

<p> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.egeyedair.com/images/media/2026/01/antalya-bellekde-buyuk-skandal_69771e4b377a0.jpg</image>
                                <category>Çevre,Genel,Haber,Yerel,Fragman,Eğitim,Keyif,Bilim ve Teknoloji,Yaşam,Kültür-Sanat,TV- Magazin,Spor,Çocuklar,Politika,Amatör,Sağlık</category>
                <author>Ege&amp;amp;#039;ye Dair</author>
                <link>https://www.egeyedair.com/antalya-bellekde-buyuk-skandal/44763</link>
                <pubDate>Mon, 26 Jan 2026 10:55:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanı açıkladı: Kış aylarında D vitamini eksikliği enfeksiyon riskini artırıyor</title>
                                    <description>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Vardar, kış aylarında güneş ışınlarının azalmasıyla vücudun doğal D vitamini üretiminin düştüğüne dikkat çekerek sık sık grip olan ve solunum yolu enfeksiyonu geçiren bireyleri uyardı. Vardar, &quot;D vitamini, bağışıklık sisteminin dengeli çalışmasında kritik bir role sahiptir; enfeksiyonlara karşı savunmayı destekler ve iltihabi yanıtı düzenler. Bu nedenle özellikle kış aylarında D vitamini eksikliği daha sık görülür ve solunum yolu enfeksiyonlarına yatkınlık artabilir&quot; ifadelerini kullandı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Vardar, kış aylarında güneş ışınlarının azalmasıyla vücudun doğal D vitamini üretiminin düştüğüne dikkat çekerek sık sık grip olan ve solunum yolu enfeksiyonu geçiren bireyleri uyardı. Vardar, "D vitamini, bağışıklık sisteminin dengeli çalışmasında kritik bir role sahiptir; enfeksiyonlara karşı savunmayı destekler ve iltihabi yanıtı düzenler. Bu nedenle özellikle kış aylarında D vitamini eksikliği daha sık görülür ve solunum yolu enfeksiyonlarına yatkınlık artabilir" ifadelerini kullandı.<br />
İngiliz bilim insanları, şiddetli D vitamini eksikliği bulunan bireylerin, yeterli D vitamini düzeyine sahip kişilere kıyasla solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle hastaneye yatırılma riskinin yüzde 33 daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Araştırmada ayrıca, 1 ila 4 yaşındaki çocuklar ile koyu tenli bireyler başta olmak üzere eksiklik riski taşıyan grupların, yıl boyunca günlük D vitamini takviyesi kullanmasının önemine dikkat çekildi.<br />
Araştırmayı değerlendiren Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Vardar, önceki çalışmaların D vitamini eksikliğini COVID-19 ve diğer solunum yolu enfeksiyonları riskindeki artışla ilişkilendirdiğini belirterek D vitamininin tek başına bir "virüs öldürücü" olmadığının altını çizdi.<br />
Kış aylarında güneş ışınlarının azalmasıyla vücudun doğal D vitamini üretiminin belirgin bir şekilde düştüğünü aktaran Dr. Ali Vardar, "D vitamini, bağışıklık sisteminin dengeli çalışmasında kritik rol oynar; enfeksiyonlara karşı savunmayı destekler ve iltihabi yanıtı düzenler. Bu nedenle özellikle kış döneminde D vitamini eksikliği daha sık görülür ve solunum yolu enfeksiyonlarına yatkınlık artabilir" İfadelerini kullandı.<br />
Düşük dozda ve düzenli kullanılmalı</p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Uzm. Dr. Ali Vardar, "D vitamini grip ya da solunum yolu virüslerini öldürmez; ancak bağışıklık sisteminin enfeksiyona nasıl yanıt vereceğini belirleyen temel bir düzenleyicidir" dedi. Bağışıklık hücrelerinin etkili çalışabilmesi için yeterli D vitaminine ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Vardar, eksikliğin enfeksiyonlara karşı savunmayı zayıflattığını ifade etti.<br />
D vitamini takviyesinin kullanım şeklinin önemine dikkat çeken Dr. Vardar, "Etkili sonuçlar büyük ve seyrek dozlarla değil; düşük dozda ve düzenli kullanımda görülür. D vitamini düzeyi düşük olan bireylerde, kış aylarında günlük ve makul dozda alınan takviyelerin, diğer koruyucu önlemlerle uygulandığında akut solunum yolu enfeksiyonu riskini azaltmaya yardımcı olduğu görülmektedir" dedi.<br />
Dr. Vardar, D vitamininin mutlaka kanda ölçülerek ve hekim kontrolünde kullanılması gerektiğini vurgulayarak, kan düzeyinin 30-70 ng/mL aralığında tutulmasının hedeflendiğini belirtti. Bu aralığın üzerine çıkılması durumunda ise aşırı kullanımın D vitamini zehirlenmesine yol açabileceği uyarısında bulundu.<br />
D vitamini seviyemi nasıl artırabilirim?</p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Sonbahar ve kış aylarında D vitamininin günlük 10 mikrogram dozunda alınmasını gerektiğini altını çizen Dr. Vardar, d vitamini açısından zengin gıdaları da şu şekilde sıraladı:<br />
"Yağlı balıklar: Somon, sardalya, ringa ve uskumru<br />
Kırmızı et<br />
Karaciğer (hamilelerin tüketmemesi önerilir)<br />
Yumurta sarısı<br />
Zenginleştirilmiş gıdalar: Bazı margarinler ve kahvaltılık gevrekler"</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.egeyedair.com/images/media/2026/01/uzmani-acikladi-kis-aylarinda-d-vitamini-eksikligi-enfeksiyon-riskini-artiriyor_6974c5f9b10a7.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Ege&amp;amp;#039;ye Dair</author>
                <link>https://www.egeyedair.com/uzmani-acikladi-kis-aylarinda-d-vitamini-eksikligi-enfeksiyon-riskini-artiriyor/44750</link>
                <pubDate>Sat, 24 Jan 2026 16:11:00 +0300</pubDate>
            </item>
            </channel>
</rss>
